YORUMSAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
YORUMSAL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2022 Çarşamba

TOPRAK OLDUM TOHUM CAN BULDU BENDE

Allah(C.C) meleklerine ;’’ Adem’e secde edin ‘’ demişti.Kabul ettiler.Sadece biri hariç. Adem topraktan yaratılmıştı, O ise ateşten. Dedi ki Şeytan;’’Ben istersem toprağı şekilden şekil’e sokarım istersem seramik bir vazo, istersem camdan bir şişe.’’Ama unutmuştu ki; hava olmadan ateş yanmaz, Su ise ateşi söndürür.Ateş, Hava, Su, Toprak Ademde hepsi mevcuttu.

Gelelim secde meselesine; apaçık diyor ki kuran ;’’sen İnsan’a (Adem) secde eden misin? (yani melek mi?), yoksa müddet verilenlerden misin? (Şeytan mı?). Şeytana neden müddet verildi? Çünkü o BEN varım, BEN üstünüm, BEN kimseyi tanımam (ama bu arada hatırlatmak gerek ki Şeytan da bir melek ti ve Allah’a(C.C.) secde etmekteydi) yani BEN diyen Şeytan dı.

Allah(C.C) İnsanı meleklerine;’’halifem’’ diye tanıttı. Yani ATEŞ, HAVA, SU, TOPRAK’ ı onun eline varlığına vermişti. Ondan istediği ise Toprak bedeninde var olan Su ve Hava ile kendisine isyan edebilen Ateşi dengede tutabilmesiydi. Öyle mükemmel (Adil) yasalar koymuştu ki evrenin her noktasında, şaşmasına imkan yoktu. Allah’ın(C.C) iradesi mükemmel yasalarını koymuş bize ise cüz-i bir irade bırakmıştı ve;‘’ sen yasalar çerçevesinde özgürsün’’ demişti. Toprak olmak, Su, Ateş ya da Hava olmak bize kalmıştı.

Ateş olursan eğer suyun buharlaşır, havan tükenir sonuçta kendin de sönersin ve sadece TOPRAK kalırsın. Tohum atılmadan, sulanmadan, havasız ve yeterli miktarda Ateş olmadan da asla Can bulamazsın. Tohum atılıp ta bunlardan birisi (Ateş, Hava, Su) az ya da çok olursa yine yaşayamazsın. Sen Toprak olduğunu kabul et ki Ateş, Hava, Su sana secde etsinler.


Ateş bende, hava bende su bende
Toprak oldum tohum can buldu bende

Zaman yokken bir güzele vuruldum
Aşk uğruna bu dünyaya kovuldum
Aşkım zincir, bense bir köle oldum
Tüm varlıkta Aşkın özünü buldum

Ateş bende, hava bende, su bende
Toprak oldum tohum can buldu bende

Ateş idim yana, yana kül oldum
Rüzgar olup ese, ese yoruldum
Seller gibi çağlar idim duruldum
Günü geldi, Toprak oldum dürüldüm

Ateş bende, hava bende, su bende
Toprak oldum tohum can buldu bende

Tohum iken bitki oldum, ot oldum
Hayvan yedi bedeninde et oldum
Sonunda kendimi İnsanda buldum
Bedenimden sıyrıldım ben AŞK oldum

Ateş, Hava, Su, Toprak hepsi oldum
Gerçek Aşk’ı Yalnız HİÇLİKte buldum

BEDEN=MEZAR Yeniden (ilk yayın 10-12-2008 Sufi-Saja )

Ben AŞK idim öldüm mezara kondum
Korku, kuşku, hırsı mezarda buldum
Mezarımı hep bunlarla doldurdum
Yoktu meazarımda AŞK'a bir mekan

Bu mezara münkir, nekir geldiler
Benden AŞK ı bu diyarda sordular
Aradıkta bulamadık dediler
Nerde mezarında AŞK a bir mekan

Hapsedildim bu mezara unuttum
Adem oldum cennetten de kovuldum
Tanısam şeytanı ben kurtulurdum
Nerde mezarımda AŞK a bir mekan

Şeytan dedi;''kuşku, vesvese benim.
Boş mezar bulunca hemen girenim.
Bende birşeylerden korkar giderim.
Varsa mezarında AŞK a bir mekan''

Bekir Kamil der ki;''mezardan çıksam
Dünya benliğime bir kurşun sıksam
Yeniden dirilsem bana kavuşsam
Olsam da mezarsız AŞK la LAMEKAN


devamı

3 Eylül 2011 Cumartesi

GÜNEŞ

Ne kadar aydınlatır sa aydınlatsın
Dünya'nın yarısı
yine de karanlıktır...
                                                                                        

14 Ağustos 2011 Pazar

HAYAT

Sizin kurallarınıza göre hareket etmez.
 Onun kendi kuralları vardır.
Ya siz ona uyarsınız;
Ya da o sizi uydurur...

27 Ocak 2009 Salı

Dua

Az önce eşimle konuşuyorduk; evimizde bir yaşlımız (Tomalak-annemiz-80 yaşında) , bir kızımız(Gül-26-öğretmen), bir kızımız daha (Jully-13 x7=81 yaşında bir spitz), iki tane de oğlumuz vardı (birisi İbiş-5 yaşında bir muhabbet kuşu), (diğeri 3 yaşında bir persian=Efe). -Dı dedim çünkü oğlumuzun birisini (Efe) yaşamasını sağlamak amacı ile veterinerimize bir yuva bulması umuduyla bırakmak zorunda kaldık. Bırakmasaydık ne mi olacaktı? Hassas bir yapıya sahip olduğu için özel mama ile beslenmesi gerekirken; yeterli ekonomik koşulların olmayışı, normal mama ile beslemek zorunda kalışımız ve ikinci kez yağlı mamalardan dolayı idrar yollarında problem yaşaması ; üçünçü bir kez daha tekrarlanırsa yaşamına malolacaktı ve sebebi de biz olacaktık muhtemelen.
Neyse! Ben ne yazmak için başladım nerelere gitti konu. Dua demiştik değil mi ? Az önce (şu anda çok önce oldu) demiştim...İşte o zaman diliminde gelişen ayrılık konusundaki bir konuşma sonucunda eşim ; Allah'ın beni ondan ayırmaması için dua etmemi söyledi. Sanırım ben garip bir insanım, oldum olası kendim için dua etmek içimden gelmemiştir. Bir başkası için o kadar kolaylıkla dua eden ben, iş kendim için bişey istemeye geldiği zaman neden se dilim susar, içim sıkışır ve herseferinde mutlaka bir bahane bulup kaytarmanın yolunu bulurum. Sanki kendim için dua edersem ''yıkamadığım saplantılarım, vazgeçemediğim yada putlaştırdığım bir takım arzularım varmış'', ''hala koşulsuz teslimiyeti hazmedememişim, bana şunu verirsen seni severim'' gibi bir koşul ortaya koyuyormuşum zannederim. Ya da Sevgilime: sevgisinin karşılığı olarak istemeden bana verdiği bütün herşeyi unutarak;'' daha fazlasını da isterim, bu bana yetmiyor'' demek miş gibi gelir nedense.
Oysa bir başkası için dua etmek öylemi? O zaman sevdiğinin, senin sevdiklerini de sevmesini dilemek, onların da sizin sevginize ortak olmalarını istemek gibi bir anlamı mı oluyor acaba?

12 Ocak 2009 Pazartesi

EVLAT BABASI MI ? PARA BABASI MI ?


Sevgili Yossi, Abraham, Tavi, Envar sizler baba değilmisiniz. Sevgili Esther seninde çocukların var ve bir anne olarak onlara nasıl kol kanat gerdiğini bebeğini emzirirken
ona nasıl sevgi ile baktığını hatırlıyormusun? Farklı bir dine mensup olman ya da farklı bir ırktan geliyor olman senin bu annelik duygularının Ayşe nin, Fatmanın, Ahmet in yada Mustafanın annelik babalık duygularından farklı olmasını mı gerektiriyor. Farklı dinlere, farklı ırklara da sahip olsalar anne hereyerde annedir baba da öyle ve çocuklarını korumak isterler. Gazze de bir arap, müslüman çocuğun annesi ile İsrailde bir yahudi çocuğun annesi aynı konum ve aynı şartlarda olduklarında farklı duygulara sahip değillerdir.
Ey siyaset adamları ve Din adına olduğunu söyleyerek savaş başlatanlar (ki hiçbir din insanı öldürme hakkını yaratan dışında birilerine vermemiştir)bir avuç toprak yada mezara götüremeyecekleri paralar için bu savaşları körükleyen para babaları (aaaaa!! hayret yeni birşeyin daha farkına vardım. Para BABA ları yani onların çocukları para. Hiç bu şekilde düşünmemiştim konuyu) sanırım sizler ne çocuk, ne de iddia ettiğiniz gibi inanç sahibi de değilsiniz. Sizler sahibi olduğunuzu sandığınız şeylerin aslında sizin sahibiniz olduğunu keşke farkedebilseniz. Almaya çalıştığınız ufak bir toprak parçası sizin değil, siz onun malısınız eninde sonunda size verdiği emaneti geri alacak ve sizin babası olduğunuz şey, yeni bir baba satın alacak. Dilerim o baba gerçek bir evlat babası olur ve Esther in, Emine nin, Mizue nin, Mary nin, Meryem in evlatlarının canı yandığında onun da yüreği sızlar.

30 Nisan 2008 Çarşamba

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK ve BİLMEK DEĞİL YAŞAMAK


Altı, yedi sene öncesiydi. Antalya-Belek te Karadenizli (öfkeli birisi olduğunu belitmek isterim bu arada ) bir bayan arkadaşın sahibi olduğu ufak bir barın hem işletmeciliği; hem müzisyenliği hem de aşçılığını tek başıma yürütmeye çalışıyordum. Taidilatı, dekorasyonu biteli daha bir kaç günden fazla olmamıştı. Bayan arkadaş yeni evlenmiş, eşi ile birlikte textil fabrikası kurabilmek için devletten kredi almaya uğraşıyorlardı. Bar çok yeni olduğundan belli sayıda müşteri geliyordu ve küçük bir kasaba olduğundan neredeyse herkes birbirini tanıyordu.

O akşam arkadaş ve eşi yorgun olduklarından barı bana emanet edip erkenden üst kattaki evlerine çıktılar. Ben de saat 21.00 e kadar kimse gelmeyince kendime içecek birşeyler doldurup hafif bir müzik açtım ve kalemi elime alıp birşeyler karalamaya başladım. Birdenbire

''Azrail geldi, göründü bugün
Dedi: 'Geldi zamanı düğün
Dedim; Hoşgelmişsin gülyüzlü ölüm,
Ama sen geç kaldın
Ölmeden öldüm''
mısraları kağıda dökülüvermişti. Kısa bir sürelik şaşkınlığın ve düşünmenin ardından, Tontini (ablam olur kendileri ) ile paylaşmak isteği duydum içimde ve hemen cep telefonundan kendisine sms le yolladım. Aradan beş-on dk. geçmemişti ki; Tontini den cevap olarak;


''Alınmış abdestin aldıramazlar,
Kılınmış namazın kıldıramazlar,
Bir kez öldüysen eğer
Öldüremezler.''

mesajını aldım. B
u mesaj her ne kadar beni biraz rahatlatsa da ; sanki birşeyler olacakmış gibi bir duygu içimi kaplamış birtürlü gitmek bilmiyordu. Biliyordum ki bir söz söylediysen ondan sorumlusun vede söylediğini yaşamında da gerçekleştirmek zorundasın. Sanırım beni huzursuz eden de buydu. Acaba ben böyle bir sözü söylemeyi hakedecek konumdamıydım, yoksa duyduklarımı bir teyp gibi kaydedip yaşamına uygulamadan başkalarına aktarmaya çalışan bir bir taklitçimiydim. Ben kendi kendime bu hesaplaşmaları yaparken; o güne kadar hiç görmediğim birisi motorunu doğrudan doğruya barın önüne parkedip, içeri girdi ve sert bir ifadeyle; ''Bana bir bira ver'' diye seslendi. Tavırlarında bir gariplik hissetmiştim ama sesimi çıkarmadan birasını doldurdum ve başka bişey isteyip istemediğini sorduktan sonra gidip yerime oturdum, içeceğimi yudumlamaya devam ettim. Bu arada o da cep telefonuyla birilerini daha oraya davet etmeye başlamıştı. Bir an bar sahibi bayan arkadaşı ve eşini oturdukları üst kattan çağırıp çağırmama konusunda kısa bir tereddüt yaşadım ama, gelen kişini tavırları ve de arkadaşın asabiyetini düşününce anında vazgeçtim, beklemeye karar verdim. Çok geçmeden bir arabayla bir bayan ve bir erkek daha gelip o kişinin masasına oturdular hemen ardından iki kişi daha geldi. Aralarında yüksek sesle konuştuklarından istemeden kulak misafiri oldum onlara;'' kimmiş görelim bakalım!!! Nasıl olurda adamın parasını vermezlermiş biz almasını biliriz!!!'' gibi ifadelerle konuşuyorlar bir yandan da kabadayı tavırlar sergiliyorlardı. '' şşşşşşşşt birader bu org u senmi çalıyorsun; çal bakalım da biraz eğlenelim'' benzeri sataşmalarla da ortalığı karıştırmak için bahane arıyorlardı. Ben se gayet sakin bir şekilde; ''soğuk algınlığı yaşadığımı geldikleri başka bir akşam seve seve onları eğlendireceğimi '' söyledim. Bütün sataşmalarına rağmen benden bir tepki göremeyince aralarından birisi;''kardeş iki dakika gelip otururmusun senin le konuşacaklarımız var'' dedi. Masalarına oturduğum da oraya tuvaletin fayanslarını yapan arkadaşlarının parası verilmediği için orayı dağıtmaya geldiklerini barın sahibini görmek istediklerini söylediler. Bense onların orada olmadıklarını, konuyu bildiğimi ama vermemek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sadece o dönemde biraz sıkışık durumda olduklarını, en kısa zamanda ödeyeceklerin den emin olduğumu ve zaten çok önemli bir miktar olmadığını anlatmaya çalıştım.
Benim sakin tavırlarım onları da biraz yumuşatmıştı ve aralarından birisine; ''Git bak bakalım bizim adamaın yaptığı işçiliğin bedeli ne kadar eder?'' dedi. Motoruyla ilk gelen kişi. Geri döndüğümüzde anladım ki işi yapan kişi onlara 40 lira olan alacağını 500 lira olarak abartarak anlatmış onlarda alacağı tahsil etmeye, alamazlarsa da oranın altını üstüne getirmeye gelmişler. Fakat benim tahriklere kapılmamam ve yanlarında getirdikleri ustanın yapılan işin ancak 40 lira edecegini söylemesi sonucunda ortalık yatıştı ve bende onları şarkı söylemeden, org la bir müddet eğlendirdikten sonra oradan sakince ayrılıp gittiler. Üstelik 40 lira tutan hesaplarının karşılığında 40 lira da bahşiş bırakarak.

Ertesi sabah bar sahibi arkadaşa anlattığım da; '' nasıl dağıtırlarmış? bizi niye çağırmadın? ben onlara sorardım!!!'' (demiştim ya kendisi biraz asabi bir kişiydi ) bir tavır sergiledi. Ve ben ancak o zaman farkına verdim ki akşam yaşanan olay benim yazdıklarımı yaşantıma uygulayıp uygulamayacağıma dair yaşadığım bir SINAVdı


25 Nisan 2008 Cuma

En Yüksek Mertebe'' İNSAN'' olmak

''İnsan arıyorum'' DİYOJEN
''Hepimiz İnsan değilmiyiz ?'' diye sorduğunuzu duyuyorum; ama ne yazık ki değiliz. Hepimizin insan olmaktan önce daha başka vasıflarımız var.
Kimimiz anneyiz, kimimiz baba ve sahip olduğumuzu sandığımız çocuklarımız var. Ama onlar bizim mi acaba ? Ya da bizler sadece bir araçmıyız onların yaşam serüvenin de. Kimimiz zenginiz bir üst tabakaya mensup dünyanın nimetlerinden en güzel şekilde yararlanmaktayız. Para, toprak, ev, araba sahibiyiz. Ama onlar da bizim mi acaba ? Sahip olduğumuzu sandığımız toprak mı bizim, yoksa biz mi toprağın malıyız ? Daha kimbilir ne vasıflarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan !
  • Cinsiyetimiz mi ?
  • Tuttuğumuz takım mı ?
  • Hangi siyasi parti sempatizanı olduğumuz mu ?
  • Bitirdiğimiz okul ya da kariyerimiz mi ?
  • Sahip olduğumuz askeri rütbe mi ?
  • Hangi tarikata veya dine mensup olduğumuz mu ?
  • Ya da milliyetimiz mi ?
Hangisi insan olmamızdan daha önemli ?

Kavgalarımızın nedenlerini bir düşünelim bakalım. Bir takım taraftarının, diğer bir takım taraftarına öldüresiye düşman olmasının ardında yatan sebep nedir? Roma dönemindeki gladyatör savaşlarına benzemiyor mu bugünki maçlar sizce ? Yenilen gladyatörün öldürülmesi için baş parmağını aşagıya çeviren imparatorlara mı benziyor acaba taraftarımız ?

Hiç kendimize sorduk mu acaba ? daha kimbilir başka ne saplantılarımız var insan olmamızın önünde set oluşturan ve kendimizi diğerlerinden üstün görmemizi sağlayan. ( diğerleri dediklerimiz kimdir? )

Bütün dinler ve bütün tarikatlarda insanı insan yapmanın kuralı ''BEN'' kimliginden ''BENİM'' sahiplenmesinden kişiyi kurtarmaktır . Ama ne yazık ki bir çok tarikatta; Hatta ne yazık ki neredeyse bütün dinlerde bu bir üst kimlik haline dönüşmüş; ''BİZ'' kimliği ve ''BİZİM'' sahiplenmesi olarak pekte farklı olmayan bir biçimde yeniden ortaya çıkmıştır. ''En iyisi bizim tarikat''; ''En yüce din bizim ki''; ''Cennete gidişin yolu sadece bizdedir''; ''Benim takımım seninkinden üstün''; SEN ; BEN -SİZ ; BİZ bir kavgadır gidiyor neden se. Neyin kavgasını yaptığımızı bir düşünsek herşey güzel olacak ama ''BEN''müsaade etmiyor ya da ''BİZ''

Tasavvuf aslında çözümü bulmuştur.''ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ !!! '','' KİM OLURSAN OL YİNE GEL'',''GÖRELİM MEVLAM NEYLER NEYLER SE GÜZEL EYLER'' diyen tasavvuf ehli yargısız; herkesi, herşeyi hoşgörü ile karşılamanın yani İNSAN olmanın yolunu kısacık cümlelerle anlatıvermişler.

HEPİMİZE NASİP OLSUN İNŞAALLAH