TÜM KONULAR

SİMGE VE ŞİFRELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SİMGE VE ŞİFRELER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2022 Çarşamba

TOPRAK OLDUM TOHUM CAN BULDU BENDE

Allah(C.C) meleklerine ;’’ Adem’e secde edin ‘’ demişti.Kabul ettiler.Sadece biri hariç. Adem topraktan yaratılmıştı, O ise ateşten. Dedi ki Şeytan;’’Ben istersem toprağı şekilden şekil’e sokarım istersem seramik bir vazo, istersem camdan bir şişe.’’Ama unutmuştu ki; hava olmadan ateş yanmaz, Su ise ateşi söndürür.Ateş, Hava, Su, Toprak Ademde hepsi mevcuttu.

Gelelim secde meselesine; apaçık diyor ki kuran ;’’sen İnsan’a (Adem) secde eden misin? (yani melek mi?), yoksa müddet verilenlerden misin? (Şeytan mı?). Şeytana neden müddet verildi? Çünkü o BEN varım, BEN üstünüm, BEN kimseyi tanımam (ama bu arada hatırlatmak gerek ki Şeytan da bir melek ti ve Allah’a(C.C.) secde etmekteydi) yani BEN diyen Şeytan dı.

Allah(C.C) İnsanı meleklerine;’’halifem’’ diye tanıttı. Yani ATEŞ, HAVA, SU, TOPRAK’ ı onun eline varlığına vermişti. Ondan istediği ise Toprak bedeninde var olan Su ve Hava ile kendisine isyan edebilen Ateşi dengede tutabilmesiydi. Öyle mükemmel (Adil) yasalar koymuştu ki evrenin her noktasında, şaşmasına imkan yoktu. Allah’ın(C.C) iradesi mükemmel yasalarını koymuş bize ise cüz-i bir irade bırakmıştı ve;‘’ sen yasalar çerçevesinde özgürsün’’ demişti. Toprak olmak, Su, Ateş ya da Hava olmak bize kalmıştı.

Ateş olursan eğer suyun buharlaşır, havan tükenir sonuçta kendin de sönersin ve sadece TOPRAK kalırsın. Tohum atılmadan, sulanmadan, havasız ve yeterli miktarda Ateş olmadan da asla Can bulamazsın. Tohum atılıp ta bunlardan birisi (Ateş, Hava, Su) az ya da çok olursa yine yaşayamazsın. Sen Toprak olduğunu kabul et ki Ateş, Hava, Su sana secde etsinler.


Ateş bende, hava bende su bende
Toprak oldum tohum can buldu bende

Zaman yokken bir güzele vuruldum
Aşk uğruna bu dünyaya kovuldum
Aşkım zincir, bense bir köle oldum
Tüm varlıkta Aşkın özünü buldum

Ateş bende, hava bende, su bende
Toprak oldum tohum can buldu bende

Ateş idim yana, yana kül oldum
Rüzgar olup ese, ese yoruldum
Seller gibi çağlar idim duruldum
Günü geldi, Toprak oldum dürüldüm

Ateş bende, hava bende, su bende
Toprak oldum tohum can buldu bende

Tohum iken bitki oldum, ot oldum
Hayvan yedi bedeninde et oldum
Sonunda kendimi İnsanda buldum
Bedenimden sıyrıldım ben AŞK oldum

Ateş, Hava, Su, Toprak hepsi oldum
Gerçek Aşk’ı Yalnız HİÇLİKte buldum

BEDEN=MEZAR Yeniden (ilk yayın 10-12-2008 Sufi-Saja )

Ben AŞK idim öldüm mezara kondum
Korku, kuşku, hırsı mezarda buldum
Mezarımı hep bunlarla doldurdum
Yoktu meazarımda AŞK'a bir mekan

Bu mezara münkir, nekir geldiler
Benden AŞK ı bu diyarda sordular
Aradıkta bulamadık dediler
Nerde mezarında AŞK a bir mekan

Hapsedildim bu mezara unuttum
Adem oldum cennetten de kovuldum
Tanısam şeytanı ben kurtulurdum
Nerde mezarımda AŞK a bir mekan

Şeytan dedi;''kuşku, vesvese benim.
Boş mezar bulunca hemen girenim.
Bende birşeylerden korkar giderim.
Varsa mezarında AŞK a bir mekan''

Bekir Kamil der ki;''mezardan çıksam
Dünya benliğime bir kurşun sıksam
Yeniden dirilsem bana kavuşsam
Olsam da mezarsız AŞK la LAMEKAN


devamı

15 Mayıs 2009 Cuma

DAĞDAKİ DERVİŞ'in AHDİ


Dağlarda oturan bir derviş vardı. Yalnızlık, onun arkadaşı ve nedimiydi. Tanrı şarabını içmiş olduğundan erkeklerin sözlerinden de usanmıştı, kadınların sözlerinden de. Bize bir yerde oturup yerleşmek nasıl kolay geliyorsa bazı kimselere de bir yerden bir yere gezip durmak öyle kolay gelir.O dağlarda ağaçlar, meyveler, sayısız elmalar, armutlar, narlar vardı. O derviş, meyvelerle gıdalanır, başka hiçbir şey yemezdi. Tanrıya “ Yarabbi seninle ahdım olsun. Bu ağaçlardan meyve toplamayayım. Rüzgarlarla yere düşen meyvelerden başka hiçbir meyve yemeyeyim, elimi hiçbir dala uzatmayayım.” Dedi. Bir müddet nezrine vefa etti. Fakat nihayet kaza ve kaderin imtihanları çıkageldi.

Bu yüzden, sözlerinizde daima inşallah deyin, ahitlerinizde de Tanrı dilerse sözünü söyleyin. Çünkü beni gönüle her zaman başka bir meyil verir, her an gönüle başka bir dağ vururum.Derviş tam beş gün armut ağacını silkmedi, fakat açlık ateşi de sabrını tüketmekteydi. Bir dalda birkaç armut gördü. Fakat yine sabredip kendisini çekti. Bu sırada bir rüzgar geldi, dalı eğdi. Dervişin nefsi, onları yemeye yeltendi. Galebe de etti. Açlık, zayıflık, bir yandan da takdir, zahidi nezrine vefadan alıkoydu. Ahdini bir yana bıraktı, daldaki armudu kopardı yedi. Fakat hemencecik Tanrı azabı erişti, gözünü açtı kulağını çekti.

Yirmi tane yahut daha fazla hırsız, oraya gelip konmuştu. Çaldıkları şeyleri aralarında pay ediyorlardı. Birisi şahneye haber vermişti. Derhal şahnenin adamları oraya gelip hepsini yakaladılar. Şahne hiddete gelip cellada “ Bunların ellerini, ayaklarını kes” dedi. Cellat, oracıkta hepsinin sol ayaklarıyla sağ ellerini kesmeye başladı. Bir gürültüdür koptu. O arada zahidin eli de yanlışlıkla kesildi. Cellat, ayağını kesmek üzereyken, rütbesi pek büyük bir atlı gelip yetişti, cellada “ Behey köpek kendine gel, bu, filan Şeyhtir, Tanrı abdalıdır. Neden onun elini kestin ?” diye bağırdı. Cellat, elbisesini yırtıp giderek yana yaklaştı şahneye hali anlattı. Şahne yalınayak geldi. Tanrı şahit ki bilmedim diye özürler dilemeğe. Ey kerem sahibi, ey cennetliklerin ulusu, bu kötü işi affet, hakkını helal eyle. Beni bağıla demeye başladı. Şeyh dedi ki: “Ben, bunun sebebini biliyor, suçumu anlıyorum. Ben onun yemininin hürmetini terk ettim, onun adaleti de benim( yeminim) sağ elimi kestirdi! Ben kötü olduğunu bildiğim halde ahdimden döndüm. Bunun kötülüğü elime geldi. ey vali sevgilinin hükmüne elimiz de feda olsun ayağımız da, beynimiz de, derimiz de! Bu bana kısmetmiş! Sana helal ettim. Sen bilmeyerek yaptın, bir suçun yok ki. Halimi bilenin, fermanı yürür. Tanrı emrine itiraz etmek nerede?

” Nice kuş vardır ki uçup tane arar. Boğazı, boğazının kesilmesine sebep olur. Nice kuş vardır ki açlık ve midesi yüzünden dam kenarında, kafes içinde mahpustur.


Onu birisi ottan,çöpten yapılmış bir gölgelikte ziyaret etti. İki elle zembil örmekte olduğunu gördü. Şeyh ona “ Ey canının düşmanı, neden böyle küstahlık edip yanıma geldin? Neden izinsiz içeri girdin?” dedi. Adam, “ Sevgimden fazla iştiyakımdan” deyince, Şeyh gülümsedi de dedi ki: “ Öyleyse gel fakat ey ulu kişi, bunu gizle. Ben ölmeden ne bir dosta, ne bir sevgiliye ne de bir aşağılık kişiye, hiç ama hiç kimseye söyleme! Bundan sonra bir bölük halk onu iki elle zembili örerken penceresinden gördüler. Şeyh “ Yarabbi, hikmetini sen bilirsin. Ben gizliyorum, sen aşikar ediyorsun” dedi. Ona şöyle ilham geldi. “ Birkaç kişi, senin elinin kesik olması kınadılar, sana münkir oldular. O halde yolda yalancıydı ki tanrı, onu bu, tarife arasında rüsvay etti dediler. Ben onların kafir olmasını, bu azgınlıkla, bu sapıklıkla, bu kötü şüpheyle geçip gitmelerini istemem. Ben de şu kerameti aşikar ettim. İş işlediğim vakit sana iki el ihsan ettiğimi gösterdim. Ki o biçareler, hakkında kötü bir şüpheye düşüp de huzurumdan merdud olmasınlar. Ben sana bu kerametler olmaksızın da daha önce bizzat teselliler verdim. Bu mumu ancak onlar için yaktım. Sen ölümden, bedeninin cüzlerinin ayrılacağından korkmaktan geçtin. Sen de başının, ayağının gideceğine dair korku kalmadı. Vehmi bırakmak, senin için ulu bir siper oldu.”

Bu alem, bir rüyadır, zanna kapılma sen, rüyada bir el kesilse bile zararı yok. Rüyada başın kesilse de hakikatte yine başın yerindedir, ömrün de uzun olur. Rüyada kendini ikiye biçilmiş görsen bile kalktın mı vücudun da sağlamdır. Bir hastalığında yoktur. Hasılı rüyada vücudunu noksan görmekten ne çıkar? Yüzlerce parçaya ayrılsan bile ne korkacaksın ki?

ALINTI= MESNEVİ'den

29 Nisan 2009 Çarşamba

KEHF SURESİ - MUSA İLE HIZIR


60_ Bir zaman Mûsa, genç dostuna şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere kadar hiç durmadan yürüyeceğim yahut da seneler ve seneler harcayacağım."


61_ Bu ikisi, iki denizin birleştiği yere vardıklarında, balıklarını unuttular. Bunun üzerine balık da denizde bir deliğe doğru yola koyuldu.


62 _Orayı geçtiklerinde Mûsa, genç arkadaşına dedi ki: "Hadi, getir şu sabah yemeğimizi. Vallahi, bu yolculuğumuz yüzünden epey çektik."


63 _Genç adam dedi: "Bak sen şu işe, hani kayaya sığınmıştık ya, işte o sırada balığı unuttum. Onu hatırlamamı bana unutturan, şeytandan başkası değildi. Balık, denizin içinde acaip bir biçimde yolunu tuttu."


64 _Mûsa: "Arayıp durduğumuz işte o idi." dedi. Bunun üzerine kendi izlerini sürerek gerisin geri döndüler.


65 _Orada, kullarımızdan öyle bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, lütfumuzdan bir ilim öğretmiştik.


66 _Mûsa ona dedi ki: "Sana öğretilenden bana da bir olgunluk/bir bilgi öğretmen şartıyla sana tâbi olayım mı?"


67 _Dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe dayanamazsın."


68 _"Havsalanın almadığı bir şeye nasıl dayanacaksın?"


69 _Mûsa dedi ki: "Allah dilerse beni sabırlı bulacaksın; hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim."


70 _Dedi: "Bak, eğer bana uyarsan, ben sana kendisinden bahis açıncaya değin hiçbir şey hakkında bana soru sorma!"


71 _İkisi birlikte yola koyudular. Bir süre sonra gemiye bindiklerinde, tuttu gemiyi deliverdi. Mûsa dedi: "İçindekileri boğmak için mi deldin onu? Vallahi, korkunç bir iş yaptın!"


72 _Dedi: "Ben söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın!"


73 _Mûsa dedi: "Unuttuğum için beni azarlama; bu yaptığımdan dolayı da bana zorluk çıkarma."


74 _Yine yola koyuldular. Bir süre sonra bir oğlana rastgeldiler; tuttu onu öldürdü. Mûsa dedi: "Tertemiz bir insanı, bir cana karşılık olmaksızın öldürdün ha!? Vallahi, çok kötü bir iş yaptın!"


75 _Dedi: "Ben sana söylemedim mi, sen benimle beraberliğe asla dayanamazsın."


76 _Mûsa dedi ki: "Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Vallahi, öyle bir durumda benden ayrılmakta mazur sayılacaksın."


77 _Yine yola koyuldular. Biraz sonra bir kente geldiler. Kent halkından yemek istediler, ama onlar bu ikisini konuk etmekten çekindiler. Orada, yıkılmayı bekleyen bir duvara rastladılar; genç adam tuttu onu onardı. Mûsa "İsteseydin buna karşılık bir ücret elbette alırdın." dedi.


78 _Dedi ki: "İşte bu, seninle benim aramın ayrılmasıdır. Şimdi sana, tahammül edemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim."


79 _"Gemiden başlayayım: O gemi, denizde işçilik yapan bir grup yoksulundu. Ben onu kusurlu hale getirmek istedim. Çünkü biraz ötelerinde bir kral vardı; tüm gemilere zorla el koyuyordu."


80 _"Oğlan çocuğa gelince: Onun anası-babası inanmış kişilerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk."


81 _"Diledik ki, Rableri onlara o çocuktan temizlikçe daha üstün, merhametçe daha gelişmişini versin."


82 _"Ve duvar. Duvar, o kentte yaşayan iki yetim oğlanındı. Altında, oğlanlara ait bir define vardı. Oğlanların babası da hayır ve barış seven bir kimse olarak yaşamıştı. Rabbin istedi ki, o çocuklar ergenliklerine ulaşsınlar da Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarsınlar. Ben bunları kendi buyruğumun sonucu olarak yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğin şeylerin içyüzü budur."


17 Nisan 2009 Cuma

ÜZERİNDE 19 VARDIR ONUN ????

MÜDDESSİR SURESİ

1. Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!


2. Kalk da uyar!


3. Rabbinin yüceliğini duyur!


4. Temizle giysilerini!


5. Uzaklaştır kendinden pisliği!


6. Çok bularak başa kakma yaptığın iyiliği!


7. Ve yalnız Rabbin için dayanıklı kıl benliği!


8. O boruya üfürüldüğünde,


9. İşte o gün çok zorlu, çok çetin bir gündür.


10. Küfre batmışlar için hiç de kolay değildir.


11. Benimle, yarattığım kişiyi baş başa bırak!


12. Hesapsız bir mal verdim ona.


13. Göz doyurucu oğullar verdim.


14. Alabildiğine imkânlar döşedim onun için.


15. Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor.


16. Hayır, iş sanıldığı gibi değil! O, bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.


17. Ben onu dik bir yola süreceğim.


18. Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti.


19. Kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı!


20. Bir kez daha kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı?!


21. Sonra baktı.


22. Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.


23. Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.


24. Şöyle dedi: "Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil."


25. "İnsan sözünden başka bir şey değil bu."


26. Onu sekara fırlatacağım.


27. Bilir misin nedir sekar?


28. Ortada bir şey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.


29. İnsan için tablolar/levhalar/ekranlar sunandır o/deriyi yakıp kavurandır o.




30. Üzerinde ondokuz vardır onun.

CEVAP İÇİN KONU BAŞLIĞINI TIKLAYINIZ

3 Mart 2009 Salı

إسلامي, İSLAM nedir? ,,مسلمMÜSLÜMAN kimdir?


İslam sözcüğü Arapça "se-le-me" kökünden türemiştir ve anlamı "barış"tır.Müslüman ise, arapçada kelimenin başına gelen mu-mü ekleri o işi yapan anlamına gelir yani; ''Barış içinde olan,Barış ı uygulayan'' demektir.

Kur'an'ın kimler için müslüman ifadesini kullandığına bir bakalım.



Âl-i İmrân 67

(Medenî 89) İbrahim ne bir Yahudi idi ne de bir Hıristiyan. O, sadece Hanîf bir müslümandı/Allah'a teslim olandı. O müşriklerden değildi.



Bakara 132

(Medenî 87) İbrahim de oğullarına şunu vasiyet etti, Yakub da: "Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçmiştir. O halde ancak müslümanlar olarak can verin."



BAKARA 127-128

İbrahim'in, İsmail'le birlikte, o evin ana duvarlarını yükselterek şöyle yakardıkları zamanı da an: "Rabbimiz, bizden gelen niyazları kabul buyur; sen, evet sen, Semî'sin, her şeyi çok iyi duyarsın; Alîm'sin, her şeyi çok iyi bilirsin."

"Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman/Allah'a teslim olan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et! Sen, evet sen, Tevvâb'sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahîm'sin, rahmetini cömertçe yayarsın."



Hz Süleyman dönemi ve Saba melikesi


Neml 42

(Mekkî 48) Melike gelince şöyle denildi: "Senin tahtın da böyle mi?" Dedi: "Bu sanki o. Zaten daha önce bize bilgi verilmişti ve biz müslüman olmuştuk."



Yûnus 84

(Mekkî 51) Mûsa dedi ki: "Ey toplumum! Eğer Allah'a inanmışsanız, müslümanlarsanız/Allah'a teslim olanlarsanız yalnız Allah'a dayanıp güvenin!"



Mâide 111

(Medenî 112) Havarilere şunu vahyetmiştim: "Bana ve resulüme iman edin." Şöyle demişlerdi: "İman ettik, sen de tanık ol ki biz, müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız!"



Âl-i İmrân 52

(Medenî 89) İsa onlardan inkârı sezince şöyle konuştu: "Allah'a gidişte benim yardımcılarım kim?" Havâriler dediler ki: "Biz Allah'ın yardımcılarıyız! Allah'a iman ettik biz!Tanık ol, biz müslümanlarız/Allah'a teslim olanlarız."



Bütün bu ifadeler Kuran indirilmeden öncesi için kullanılan ifadelerdir ve Kuran ifadeleridir.


Kur'an'da sadece 25 tane peygamber ismen anılır; bununla birlikte üzerinde anlaşılan ve kesin kabul edilen bir sayı yoktur. Kur'an'da tam olarak kaç tane peygamber gönderildiği açıklanmaz.


"Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.(Mü'min suresi'nin 78. ayeti)



Zuhruf 6

(Mekkî 63) Biz, öncekiler için de nice peygamberler gönderdik.



Tin suresi



1. Yemin olsun incire, zeytine,


2. Tûr-i Sîna'ya,


3. Ve şu güvenli kente ki,


Tur Hz Musa ya vahiy in indiği yerdir,



Zeytin ağacı Hz. Muhammed'in(s.a.v) 25 yaşındayken son peygamber olacağının bir yahudi rahip tarafından farkedildiği yerdir.

(Herkes kendisine uygun bir yer bulup tezgâhlarını kurdu. Peygamber Efendimiz ise, oradaki manastıra yakın bir zeytin ağacının gölgesine yerleşti. Sevgili Peygamberimiz on iki yaşında iken de buraya gelmişti. O sıralarda manastırda Bahira adlı bir rahip vardı. Bahira sevgili Peygamberimizde harikalıklar sezmiş ve korunmasını istemişti. O vefat edince yerine rahip Nastura geçmişti.

Peygamberimizin zeytin ağacı altına inişi dikkatini çekmişti. Daha önceden tanıdığı Meysere'yi yanına çağırttı.

"Zeytin ağacının altına inen kimdir?" diye sordu.

Meysere de, "O Mekke halkından biridir" diye karşılık verdi

Nastura bir an başını yere eğdi. Derin düşüncelere daldı. Bu hali fazla uzun sürmedi. Başını kaldırdı. Meysere'ye "O ağacın altına bir peygamberden başkası inmemiştir" dedi.

Meysere şaşırmıştı. Heyecanlandı. Nastura iyice emin olmak için, "Onun gözünde biraz kırmızılık var mıdır?" diye sordu. Meysere'nin cevabı, "Evet" oldu. Nastura birden donup kaldı. Daha sonra, "Ey Meysere" dedi. "O zat peygamberdir. Hem de gelmesi beklenen en son peygamber!")kaynak:



İncir ağacı nın altı ise Budha nın ilk vahiy aldığı yerdir. Acaba Kuran da buna mı .(Budha'nında bir peygamber olduğuna)işaret edilmek isteniyor?



Günümüzde birçok tarikat yada kişi İslamı kendi tekeline almaya, onların dedikleri dışına çıkanı kafir ilan etmeye hazırken Kuran daha kendisi indirilemeden önce yaşamış birçok kişi için Müslümandılar ifadesini kullanıyor. Bence bunun üzerine iyi düşünmek ve kimseyi yargılamamak gerekiyor.



Son olarak da Peygaberimizin hayatından bir hikaye ile son vermek istiyorum.

Savaş sırasında karşı taraftan birisi tam öldürülecek ken ''ben müslüman oldum'' der. Ancak öldürmek üzere olan kişi inanmayarak o kişiyi öldürür ama içi rahat etmez. Peygamberimizin yanına gider ve ''böyle bir olay yaşadım karşımdaki ölüm korkusundan müslüman olduğunu söyledi ama ben inanmadım der.'' Peygamberimizin sorduğu soru bütün anlatmaya çalıştığım şeyin cevabıdır;''Kalbini mi açıp baktınız da inanmadınız? ''

30 Nisan 2008 Çarşamba

ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK ve BİLMEK DEĞİL YAŞAMAK


Altı, yedi sene öncesiydi. Antalya-Belek te Karadenizli (öfkeli birisi olduğunu belitmek isterim bu arada ) bir bayan arkadaşın sahibi olduğu ufak bir barın hem işletmeciliği; hem müzisyenliği hem de aşçılığını tek başıma yürütmeye çalışıyordum. Taidilatı, dekorasyonu biteli daha bir kaç günden fazla olmamıştı. Bayan arkadaş yeni evlenmiş, eşi ile birlikte textil fabrikası kurabilmek için devletten kredi almaya uğraşıyorlardı. Bar çok yeni olduğundan belli sayıda müşteri geliyordu ve küçük bir kasaba olduğundan neredeyse herkes birbirini tanıyordu.

O akşam arkadaş ve eşi yorgun olduklarından barı bana emanet edip erkenden üst kattaki evlerine çıktılar. Ben de saat 21.00 e kadar kimse gelmeyince kendime içecek birşeyler doldurup hafif bir müzik açtım ve kalemi elime alıp birşeyler karalamaya başladım. Birdenbire

''Azrail geldi, göründü bugün
Dedi: 'Geldi zamanı düğün
Dedim; Hoşgelmişsin gülyüzlü ölüm,
Ama sen geç kaldın
Ölmeden öldüm''
mısraları kağıda dökülüvermişti. Kısa bir sürelik şaşkınlığın ve düşünmenin ardından, Tontini (ablam olur kendileri ) ile paylaşmak isteği duydum içimde ve hemen cep telefonundan kendisine sms le yolladım. Aradan beş-on dk. geçmemişti ki; Tontini den cevap olarak;


''Alınmış abdestin aldıramazlar,
Kılınmış namazın kıldıramazlar,
Bir kez öldüysen eğer
Öldüremezler.''

mesajını aldım. B
u mesaj her ne kadar beni biraz rahatlatsa da ; sanki birşeyler olacakmış gibi bir duygu içimi kaplamış birtürlü gitmek bilmiyordu. Biliyordum ki bir söz söylediysen ondan sorumlusun vede söylediğini yaşamında da gerçekleştirmek zorundasın. Sanırım beni huzursuz eden de buydu. Acaba ben böyle bir sözü söylemeyi hakedecek konumdamıydım, yoksa duyduklarımı bir teyp gibi kaydedip yaşamına uygulamadan başkalarına aktarmaya çalışan bir bir taklitçimiydim. Ben kendi kendime bu hesaplaşmaları yaparken; o güne kadar hiç görmediğim birisi motorunu doğrudan doğruya barın önüne parkedip, içeri girdi ve sert bir ifadeyle; ''Bana bir bira ver'' diye seslendi. Tavırlarında bir gariplik hissetmiştim ama sesimi çıkarmadan birasını doldurdum ve başka bişey isteyip istemediğini sorduktan sonra gidip yerime oturdum, içeceğimi yudumlamaya devam ettim. Bu arada o da cep telefonuyla birilerini daha oraya davet etmeye başlamıştı. Bir an bar sahibi bayan arkadaşı ve eşini oturdukları üst kattan çağırıp çağırmama konusunda kısa bir tereddüt yaşadım ama, gelen kişini tavırları ve de arkadaşın asabiyetini düşününce anında vazgeçtim, beklemeye karar verdim. Çok geçmeden bir arabayla bir bayan ve bir erkek daha gelip o kişinin masasına oturdular hemen ardından iki kişi daha geldi. Aralarında yüksek sesle konuştuklarından istemeden kulak misafiri oldum onlara;'' kimmiş görelim bakalım!!! Nasıl olurda adamın parasını vermezlermiş biz almasını biliriz!!!'' gibi ifadelerle konuşuyorlar bir yandan da kabadayı tavırlar sergiliyorlardı. '' şşşşşşşşt birader bu org u senmi çalıyorsun; çal bakalım da biraz eğlenelim'' benzeri sataşmalarla da ortalığı karıştırmak için bahane arıyorlardı. Ben se gayet sakin bir şekilde; ''soğuk algınlığı yaşadığımı geldikleri başka bir akşam seve seve onları eğlendireceğimi '' söyledim. Bütün sataşmalarına rağmen benden bir tepki göremeyince aralarından birisi;''kardeş iki dakika gelip otururmusun senin le konuşacaklarımız var'' dedi. Masalarına oturduğum da oraya tuvaletin fayanslarını yapan arkadaşlarının parası verilmediği için orayı dağıtmaya geldiklerini barın sahibini görmek istediklerini söylediler. Bense onların orada olmadıklarını, konuyu bildiğimi ama vermemek gibi bir niyetlerinin olmadığını, sadece o dönemde biraz sıkışık durumda olduklarını, en kısa zamanda ödeyeceklerin den emin olduğumu ve zaten çok önemli bir miktar olmadığını anlatmaya çalıştım.
Benim sakin tavırlarım onları da biraz yumuşatmıştı ve aralarından birisine; ''Git bak bakalım bizim adamaın yaptığı işçiliğin bedeli ne kadar eder?'' dedi. Motoruyla ilk gelen kişi. Geri döndüğümüzde anladım ki işi yapan kişi onlara 40 lira olan alacağını 500 lira olarak abartarak anlatmış onlarda alacağı tahsil etmeye, alamazlarsa da oranın altını üstüne getirmeye gelmişler. Fakat benim tahriklere kapılmamam ve yanlarında getirdikleri ustanın yapılan işin ancak 40 lira edecegini söylemesi sonucunda ortalık yatıştı ve bende onları şarkı söylemeden, org la bir müddet eğlendirdikten sonra oradan sakince ayrılıp gittiler. Üstelik 40 lira tutan hesaplarının karşılığında 40 lira da bahşiş bırakarak.

Ertesi sabah bar sahibi arkadaşa anlattığım da; '' nasıl dağıtırlarmış? bizi niye çağırmadın? ben onlara sorardım!!!'' (demiştim ya kendisi biraz asabi bir kişiydi ) bir tavır sergiledi. Ve ben ancak o zaman farkına verdim ki akşam yaşanan olay benim yazdıklarımı yaşantıma uygulayıp uygulamayacağıma dair yaşadığım bir SINAVdı


9 Aralık 2005 Cuma

GELDİM GÖRDÜM YENİLDİM

GELDİM,Çünki AŞK'ı aramaktı amacım.Elimde 1 adres vardı bilmediğim sadece 1

İlk gördüğüm 1 annem oldu gözlerimi açtığımda, ama sonra farkına vardım ki 1 de ben varım. 1 babam, 1 ağabeyim, 1 ablam ! 1 ler çoğalmışlardı 1 olmaktan çıktılar,ama hepsi 1 diler ''PANİKLEDİM''

1 arkadaşım oldu sonra 1 daha 1 daha ve 1çok. Kafam nasıl karışmasındı ki ? Benim aradığım 1 hangisiydi ya da aradığım 1 neydi, neredeydi ?

1 öğretmenim oldu sonra 1 başka ve 1 daha ve 1 çok kere ve yine 1çok oldu şaşırdım. 1 inci öğretmenim sayıları öğretirken 1 den başlamıştı ve ben de 1 in başlangıç olduğunu düşünmüştüm ama o kadar çok 1 vardı ki hangisi başlangıçtı anlıyamıyordum.

1 zaman sonra 1 kız arkadaşım oldu. 1likteyken ya da uzaktayken bile 1-1imizi sevdiğimizi biliyorduk. 1 zaman sonra 1likte olduk ama sonra farkına vardım ki 1 ''O'' vardı, 1 de ''BEN'' oysa verilen adres sadece 1 di.GÖRDÜM ki 1, 1 daha asla 1 olmuyordu, adres yanlıştı.

Derken 1 eşim oldu 1likteliğimizden 1 çocuğumuz 1 zaman sonra 1 daha ama yine 1 ''BEN'' ve 1 ''O'' vardı. Biz olmuştuk ama 1 olamamıştık. Elimdeki adres mi yanlış diye düşündüm 1an 1 daha denemeliydim! 1 daha! ama her 1 dahada 1 çoğalıyordu. 1 daha, 1 daha, 1 daha DERKEN! Farkına vardım ki; 1 daha olmamalı. Anladımki dahalar beni adresten uzaklaştırıyor. Çünki adres doğru ben yanlışım. 1+1 asla 1 olmaz 1 in 1 olması için dahaların 0 olması gerekir. 1+o=1

1 ben 0 olsam 1şey farketmez tüm 1 ler 0 olmalı ki (TEK1 kalıncaya dek) AŞK olsun

O zaman anladım ki Adres doğru ben yanlış yerdeyim

YENİLDİM

Aşkın yeri asla Dünya değil ''O''nu aramak için yola çıktığım yer ve ben yine ''O'' na döneceğim