ALTERNATİF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ALTERNATİF etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2009 Perşembe

SHİATSU (PARMAK BASINCI) - 2

Vücudumuz daki enerji kanalları bedenimizde üç ayrı yerde birleşirler 1._ Eller 2._Ayaklar 3._Kulaklar



İlk Olarak ellerden başlıyalım:
Ellerimizi yukarıdaki gibi bedenin bir minyatürü olarak düşünmemiz gerekiyor. Baş parmak (adı üzerinde) baş bölgemizi, işaret ve küçük parmağımız kollarımızı, orta ve yüzük parmağımız bacaklarımızı, avuç içi karın bölgemizi elimizin dış kısmı ise sırt bölgemizi temsil ediyorlar.
Vücudumuzun herhangi bir yerindeki ağrı yada rahatsızlığımızı elimizde , bedenimizdeki aynı yere denk gelen noktaya basılar ve ya masaj uygulayarak geçirmemiz mümkün. Burada şayet bası uygulayacaksak önce nefes kontrolü yapmamız gerekiyor. Şöyle ki; baş parmağımızı eldeki tespit ettiğimiz noktanın üzerine getirerek önce burundan derin bir nefes alıyoruz ve bu aldığımız nefesi ağızdan çok yavaş bir şekilde verirken aynı anda baş parmağımızı nefesimiz bitene kadar o noktaya yavaş yavaş bastırmaya başlıyoruz. Tekrar nefes almaya başladığımızda ise noktadaki basıncı nefes almamız sona erene kadar azaltıyoruz.
Bu konuda aradığınız noktayı bulmada size yardımcı olacak ikinci bir husus ta ısı farkı olacaktır. Rahatsızlık duyulan yerin karşılığı olan noktanın elin diğer bölümlerine göre daha soğuk olduğunu hissederseniz aradığınız nokta orasıdır. Basıyı yapmaya başladığınızda o noktadan enerji kanalları boyunca rahatsız olan bölgeye doğru ısı yayılmaya başladığını masaj yapılan kişi hissedecektir. Şayet bu ısı yayılmasının durduğu bir yer farkedilirse diğer elin baş parmağıyla o noktaya saat yönünün tersine daireler çizerek masaj yapılmalıdır ki oradaki tıkanmış olan enerji noktasının açılmasını sağlıyabilelim.
Bası dışındaki diğer yöntemde saat yönünde ve saat yönünün tersine daireler çizerek masaj yapma yöntemidir. Bu yöntemde de saat yönünde yaptığınız masajlar toplayıcı; saat yönünün tersine yapacağınız masajlarsa dağıtıcı özellik taşıyan masajlardır.
Avuç içinin ve Ayak tabanının tam bileğe yakın orta bölümü bütün enerji sistemlerinin birleşim noktası olduğundan, o noktalara yapılan bası yada masaj bütün vücut da bir rahatlama sağlıyacaktır.


Image Hosted by ImageShack.usOrtala


Aynı şekilde Kulak ta bir embriyoya benzemektedir. Bir sonraki konumuzda da onu anlatalım isterseniz.

22 Nisan 2009 Çarşamba

SHİATSU (PARMAK BASINCI) - 1



Sevgili Etki Alanı'nın annesinin rahatsızlığı dolayısı ile önerdiğim bir alternatif tedavi yöntemi olan shiatsu konusunda kendi kendimize uygulayabileceğimiz değerli ustamın bana öğrettiği ve araştırıp öğrendiğim basit yöntemlerden bahsetmek istiyorum ama öncelikle tarihçesini ve nereden geldiğini öğrenmek istersiniz düşüncesi ile ilk bölüme tarihçesini anlatmakla başlamayı uygun buldum.
TARİHÇESİ
Bugünkü şeklini 20. yy'ın başlarında alan Shiatsu’nun asıl kökeninin çok daha eskilere dayandığı bilinmektedir.
İ.Ö. 530 yılında, Bodhidharma tarafından ortaya konulan Tao-Yin adı verilen bazı alıştırmaların bu yöntemin ana kaynağı olduğu düşünülmektedir. Tao-Yin, duyuların geliştirilmesi ve bedende genel sağlığın daha iyi duruma getirilmesi ereğiyle kullanılmaktaydı. Bu yöntem, fizik beden üzerinde bulunan ve yerleri önceden saptanmış bazı noktaları basınç vererek ovuşturma yoluyla toksin atılması ve hücre boşluklarının atıklardan temizlenmesi felsefesini temel almaktaydı. Ancak, yöntem, kişinin kendi kendine uygulamasını öngörmekteydi. Tao-Yin çok kısa bir süre içinde, Gelenksel Çin Tıbbı’nın başka yöntemleri ile birleştirilerek geliştirildi. Güneydoğu Asya’nın bir çok bölgesi ile Kore’de pek çok kişi tarafından uygulanmaya başladı.
İ.S. 10 yy. da, GÇT (Geleneksel Çin Tıbbı) Japonya’ya ulaştı. Bundan çok kısa bir süre sonra, Japonlar, daha önce de kullandıkları, Anma adı verilen ve basınç noktalarına eller ile yaratılan bir titreşim uygulamaya dayalı masaj yöntemlerine, Tao-Yin’i de eklediler. Bu karışım, günümüzde kullanılan Shiatsu’ya çok benzemekteydi.
Japonya’da yaklaşık üç yy. önce, Edo döneminde günün doktorları, Anma’yı öğrenmeye zorlandılar. Amaç, insan bedenini daha iyi tanımalarını, enerji kanalları ve basınç noktaları konusunda daha fazla bilgi sahibi olmalarını sağlamaktı. Doktorların daha kesin teşhis koymaları ve daha kişiye özel tedavi sunmaları umulmaktaydı. Bu dönemde doktorlara, Anma uygularken, var olan her türlü olanaktan yararlanmaları ve diğer yöntemlerle Anma’yı birleştirmeleri gerektiği söylenmişti. Akupunktur, şifalı bitkiler ya da işe yarayacağına inandıkları tüm diğer yöntemler. Ancak zaman içinde, Anma, basit kas germeleri yöntemlerine indirgendi. 20. yy. a gelindiğinde, Anma, eğlenmek, zevk almak ya da basitçe rahatlamak için kullanılan bir yönteme dönüşmüştü. Bununla birlikte, bazı terapistler Edo dönemindeki Anma yöntemini uygulamaya devam ettiler. Özellikle 20. yy. başlarında, bunlara pek çok yeni terapist eklendi. Anma’nın basite indirgenmesinden sonra, bu terapistler, kendi yaptıkları işin de küçük görülmesine ve bazı yasal engellere takılmasına engel olmak üzere, kullandıkları yönteme “Shiatsu” demeyi yeğlediler.
Bu terapistlerden en ünlüsü TOKUJIRO NAMIKOSHI’dir. Artık Shiatsu adı ile anılan bu yönteme, batı dünyasından bazı motifler eklemiş, hatta “akşamdan kalma” insanlar için bile bazı rahatlatıcı yöntemler geliştirmiş olması elbette önemlidir. Ancak, ona asıl ününü, 1925 yılında HOKAIDO’da kurduğu “Shiatsu ile Terapi Enstitüsü” ile 1940 yılında kurduğu “Japon Shiatsu Enstitüsü” adlı iki okul kazandırmıştır.
50 li yıllara gelindiğinde, Japon Hükümeti, Namikoshi’nin büyük çabaları sonucunda, Shiatsu adı verilen bu yöntemi gerçek ve yasal bir terapi sistemi olarak kabul etti. Ancak hükümet, Shiatsu kullanımını serbest bırakan yasaya “Shiatsu, içsel sorunların giderilmesi, sağlığın güçlendirilmesi ve hastalıkların sağaltılmasında, başparmaklar, eller ve parmaklarla uygulanan bir yöntem olup, insan bedenine uygulanan basıncı sağlamak üzere, herhangi mekanik ya da başka çeşit araç kullanılmaz” ibaresini eklemiştir.
Daha sonraları, Namikoshi’nin öğrencisi olup, 10 yıl boyunca, onun okulunda eğitim veren SHIZUTO MASUNAGA, Tokyo’da “Iokai Shiatsu Merkezi” adını verdiği bir okul kurdu. Shaitsu’nun bugünkü geleneksel, felsefik ve tıbbi yanını asıl kuran kişi de odur. İnsan bedenine duyduğu saygı ve duyarlılık, Masunaga’yı batıda kullanılan fizyoloji ile yakından ilgilenmeye zorlamıştır. O, Namikoshi’nin, 6 meridyen üzerinde bulunan geleneksel akupunktur noktaları üzerine basınç yapmanın bazen yetersiz kaldığını, bazen de, kanallarda daha büyük tıkanıklıkların oluşmasına sebep olduğu tezini savunmaktaydı. Ölmeden önce, Shiatsu’ya yaptığı en büyük katkı, bedenin üst ve alt tarafına yayılmış altışar meridyen yerine, onikişer meridyen olduğunu saptaması ve parmak basıncı kullanımını en aza indirgemesidir. Masunaga aldığı Zen eğitimine uygun olarak “hiçbir şey yapmadan yapmak” felsefesini Shiatsu’ya da uygulamış ve bugün batı dünyasında da sıkça kullanılan “Zen Shiatsu” yöntemini geliştirmiştir.
Gerçekten de bu yöntemde terapist olan kişi, terapi alan kişiye kendini uyumlayarak, gerektiğinde, yalnızca destek vermek yoluyla, hastanın enerji kanallarının kendiliğinden açılmasını ve bedenin de kendini tedavi etmesini sağlamaktadır.
Namikoshi’nin yöntemi ile Masunaga’nın Zen Shiatsu’sunu karşılaştırdığımızda, ortaya büyük ayrılıklar tablosu çıkar.
Klasik yöntem, merkezi ve otonom sinir sistemine bağlı ve onları harekete geçirecek olan refleks noktalarına basınç uygulamayı gerektirmektedir. Bu yöntem zaman zaman çok sancılı olabilmektedir. Bu durum canı yanan hastanın kasılması ve kendini daha çok kapatması ile sonuçlanabilir.
Masunaga’nın yönteminde ise, eğitimli ellerin, kanallar üzerinde gezinerek, kilitli kanallar ile açık kanalları saptayarak, onları dengelemek suretiyle çalışmaktadır. Amaç Masunaga’nın deyimiyle “birleşmek ve desteklemektir”.

ZEN SHIATSU
Her şeyden önce, Zen Shiatsu uygulamasında, hasta, bir yorgan ya da jimnastik minderi üzerinde olacak şekilde yere yatırılır. Amaç yeryüzünden yükselen Yin enerjiler aracılığıyla hastaya ve terapiste destek sağlamaktır. Yatakta ya da sandalye üstünde uygulanan seans, terapistin yeterince desteklenememesi nedeniyle yeterince başarılı olamayacaktır. Terapist, hastanın sağ tarafına ve hasta ile bedensel temas sağlayacak biçimde oturur. Öncelikle farkındalığını kendi karın bölgesine getirir. Japonca “Hara” karın demektir ve Qi adını verdiğimiz Yaşam Enerjisinin burada depolandığına inanılır. Terapist farkındalığını karın bölgesine taşıyıp konsantre olduğunda, buradaki enerjide belirgin bir artış olur. Masunaga’nın “birleşme” olarak adlandırdığı olay, harada bulunan Qi’nin genişleyerek, önce terapistin tüm bedenini daha sonra da hastanın tüm bedenini içine alacak bir küreye dönüştüğünü imgelemektir. Terapist kendi bedenini küre içinde imgeledikten sonra, sağ eli ile hastanın bedenine dokunur ve Qi beden dediğimiz bu kürenin daha da genişlemesine izin verir ve sonuçta, iki kişinin enerji alanları tek bir alana dönüşür. Terapist ancak bunun sağlanmasından sonra çalışmaya başlar ve başarı elde eder.
Alıntı

21 Şubat 2009 Cumartesi

ENGRAMLAR, ANALİTİK ZİHİN VE TEPKİSEL ZİHİN



Sevgili Haşim'in eskici yazısı daha önce okuduğum Dianetik isimli kitapta anlatılanları getirdi aklıma. Hastalıkların büyük bir çoğunluğunun psikosomatik rahatsızlıklar olduğunu ve kendi ortaya attığı hipnoz benzeri alternatif bir tedavi yöntemi kullanılarak çoğunun bir uzman gerekmeden kitabı okuyan herkes tarafından tedavi edilebileceğini anlatıyor L.RON HUBBERD. Hatırladığım kadarıyla kitaptaki bilgileri ve bu bilgilerden yararlanarak yaşadığımız birkaç deneyimi sizlerle paylaşmak istedim. Kitabın yazarı insan zihnini 3 bölümde incelemiş. 1 Analitik Zihin 2 Tepkisel zihin 3 Psikosomatik zihin Bizi asıl ilgilendiren ilk ikisi olduğundan ben onlardan bahsedeceğim biraz. Sevgili Haşim in yazısında anlattığı Eskici bizim ANALİTİK ZİHNimiz oluyor.Analitik zihnin işleyişi: Bize daha önce verilen bilgileri birbirleriyle karşılaştırıp belirli bir mantık çerçevesi içerisinde ve istediği zaman arayıp bulabileceği bir sistemle STANDART BELLEK BANKASI (S.B.B.)nda biriktirmek şeklinde oluşuyor. Örneğin okuduğunuz bir kitap hakkındaki tüm bilgiler o kitabı ne zaman okuduğunuz ya da tanıştığınız birisinin isim, telefon, adres vs bilgileri birbiri ile bağlantı kurularak bu bankalarda saklanıyorlar. Buı bilgilere istediğiniz anda zaman kayıtlarıda dahil olmak üzere erişebiliyorsunuz.

İkincisi ise Analitik zihnin devredışı kaldığı (Narkoz, uyku, Acı duygusu yaratan şoklar yada benzeri)
durumlarda ortaya çıkan ve bedenin zihnide diyebileceğimiz TEPKİSEL ZİHİN. Tepkisel zihinde bu gibi durumlardaki bilgileri ENGRAM BANKASI (E.B.)diye adlandıracağımız bir depoda biriktirir ancak, buradaki bilgilerin depolanış sistemi S.B.B. na göre farklı bir yöntemle olur. Tepkisel zihin aldığı bilgileri a=b=c=d=e şeklinde depolama eğilimindedir. Örneğin :
Bir karı koca kavga etmektedir. Adam kadına bir yumruk vurur ve kadın acı duygusuyla birlikte bir baygınlık yaşar. Yere düşerken bir sandalye devrilir, çeşmeden damlayan suyun sesi gelmektedir, dışarıdan bir araba kornası duyulmaktadır ve adam kadına;'' sen işe yaramazın tekisin
'' diye bağırmaktadır. Analitik zihin devredışı kalmıştır ve tepkisel zihin tüm bu olayları şu şekilde kaydetmeye başlar. su damlaması=acı=araba kornası=işe yaramazlık=saldalye devrilmesi. Bir müddet sonra kendisine geldiğinde yumruğu yediği ana kadar ki olan herşeyi hatırlar çünkü analitik zihin hepsini kaydetmiştir. Ancak diğer kayıtları hatırlayamaz.Bu kayıtlar ileride bir gün su damladığında, aynı frekanstaki bir araba kornası duyduğunda yada sandalye devrilmesi sesini duyduğunda tepkisel zihnin analitik zihni devreden çıkarması ve nedenini bilmediği bir acı ve işe yaramazlık duygusu hissetmesiyle ortaya çıkar. Tepkisel zihin bu kadarla da kalmaz ve farklı zamanlar da oluşan engramları da birbirlerine eşitlemeye başlar. Bu bedensel (tepkisel) zihnin kayıtları Anne karnında olduğumuz zamanlara kadar uzanır. Engram kayıtları fazla olan kişilerde tepkisel zihnin tamamıyla analitik zihni kapatma ve o kişiyi kendi senaryoları ile yaşatma eğilimi olduğunu anlatıyor L.RON HUBBERD
Bundan kurtulmanın yolunun ise analitik zihni devreden çıkarmadan yapılan, (benim dışarıdan birisinin yardımıyla yaptırılan meditasyona benzettiğim bir hipnoz yöntemi ile) Engramları tekrar yaşatarak tepkisel zihin kayıtlarının analitik zihne kaydedilmesi olduğunu anlatıyor. Bu yöntemin hipnozdan farkı kesinlikle telkin'in yasak olması çünkü her telkininde yeni bir engram yaratma riski taşıması. Kitabı okuduktan sonra bir arkadaşımızda uyguladığımızda gerçekten de etkili bir yöntem olduğunu deneyerek görmüş olduk.

Sürekli birlikte toplanıp sohbet ettiğimiz grup arkadaşlarımızdan birisi medyumik özellikler taşıyordu ve bu toplantılar sırasında zaman zaman transa girip değişik bilgiler aktarıyordu ancak trans halinden çıktığında ayakları tutmaz olup günlerce yatmak durumunda kalıyordu. Bir gün ona Dianetik'i anlatıp,'' denemek istermisin'' diye sorduğumda kabul etti ve uyguladık.
Dianetik in sistemi şöyle; yarım uyku haline giren kişi direk olarak kendiliğinden bir engram a gidiyor ve onun simgelediği bir kelime ya da cümleyi söylemye başlıyor. Yardımcı olan kişinin tek yapacağı şey o kelimeyi yeni birşeyler daha söyleyinceye kadar tekrarlatmak yeni birşeyler ilave edildikçede bu sefer onlarla birlikte baştan yeniden tekrarlatmaktan ibaret. Bu arkadaşımızın olayı şöyle gelişti.
''karanlık çok korkuyorum'' diye başladı birkaç tekrar sonrasında
''kapalı bir yerdeyim karanlık çok korkuyorum'' demeye başladı
bir çok kelimenin tekrarı sonrasında bir dolapta olduğu, daha sonra teyze kızı ile bir köprü üzerinde yürüdükleri, o dönemde yaşadıkları yere gelen bir sirk olduğu ve teyze kızının sirkteki cambazlara özenip köprünün kenarında yürümeye kalktığını, dengesini kaybedip aşağı düşmesini, ayaklarının kırılıp sargılar içinde yatmasını ve anne babasından korkusuna düşmesine sebep arkadışımızın olduğunu söylemesi, onun da dayak korkusundan gidip dolaba saklanmasını, bir çok tekrarlar sonucunda bire bir yeniden yaşayarak anlattı. Kendisine geldiğinde de derin uyku halinde olmadığı için hepsini hatırlıyordu. ve Sonuç: o Arkadaşımız bir daha aykalarının tutmaması gibi bir problemi asla yaşamadı.Çünkü tepkisel zihindeki bilgiler analitik zihne kaydedilmişti.
Herkesin Okumasını Tavsiye ederim. Uygulaması ise biraz sabır istemekle birlikte çok zor değil. Hatta kendi kendinize bile meditasyon yöntemi ile başarabilirsiniz diye düşünüyorum. Hepimizin farkında olmadığımız bir sürü engramlarımız var sonuçta.
SEVGİLER

16 Ocak 2009 Cuma

İÇGÜDÜSEL TEDAVİ



Hepimiz biliriz ki kediler ve köpekler doğaları gereği etle beslenen hayvanlardır. Ancak zaman zaman parklarda ya da yeşillik alanlarda Bir kedi ya da köpeğin ot yemeğe çalıştığına da şahit olmuşuzdur. Herzaman bir kedi ve ya köpeğim olduğundan (bazan herikiside ), Bu durum benim dikkatimi çekmiş ve bir veteriner arkadaşıma sorduğumda Vücutlarında mineral, tuz ya da birtakım madenler eksildiğinde bunu içgüdüsel olarak ot yiyerek giderdiklerini söylemişti.
Bizlerse doğal olarak bizde de varolan bu içgüdülerimizi şartlanmalarımız dolayısıyla sürekli geri plana iteriz ya da farketmeyiz.'' Midem ağrıdı falanca kişi filanca ilacı kullanıyormuş mide için en güzel ilaç oymuş'' şeklinde bir düşünce yada ''bir nane limon kaynatayım iyi gelir'' benzeri şartlanmalarla hareket etmeyi tercih ederiz. Oysa yaşadığımız rahatsızlığın hemen öncesinde ya da o anda canımız bir kaşık bal çekmiştir. Ya da '' Allah allah bu kış kıyamette dondurma istemekte nereden çıktı '' diye kendi kendimize sormuşuzdur. Aklımız, mantığımız ya da şartlanmalarımız sürekli bu içten gelen sesi bastırmaya çalışır ve kendi doğrularını bize uygulatmak ister. Oysa o ses bizi ya gelecek bir hastalıktan korumak için ya da vücudumuzda eksik olan bazı maddelerin gereksinimi sonnucu ortaya çıkmıştır .
Eşim yüksek hemşire ve kayınvalidem yaşlı ve kilolu olduğundan (ayrıca Alzeimer hastası ) bütün hayatı yatakta geçiyor. Geçenler de hiçbir zaman yapmadığı birşey yaptı. Habire kola içicem diye tutturdu ve bu birkaç gün sürdü(ki kolayı da pek sevmez) neyse biz anlam veremedik ama isteğini de yerine getirdik. Bu arada eşim tıbbi olarak ta sürekli takip ettiği için bir kaç gün sonra birşeyin farkına vardı. O asitli içeceği içmesinin idrar yollarında oluşmaya başlayan bir tıkanmayı önlemiş olabileceğini (sonda takılı olduğundan daha önce bir tıkanıklık olmuştu)orada oluşabilecek bir kristaleşmeyi farkında olmadan kendi kendisine tedavi etmiş olduğunu farketti.
Sanırım hamilelerde de görülen aşerme diye tabir ettiğimiz konu da bu olsa gerek. Alakasız zamanlarda, ilginç isteklerde bulunmaları(bazıları şımarıklıktan yapsalarda istisnalar kaideyi bozmaz diyelim) ya bebeğin yada annenin bedeninde eksik olan bir maddeyi yerine koymak ya da gelebilecek bir hastalığı önlemek için olabilir. Sanırım şartlanmalarımıza yada hemen ilaçlara sarılmak yerine iç sesimize kulak verebilirsek daha sağlıklı bir yaşam sürebiliriz.TÜM DOSTLARA SAĞLIKLI GÜNLER DİLERİM