Related Posts Widget for Blogs by LinkWithin
La Paragas'ın harika hizmeti; ‘Hayırlı Bir İş’ ile başlayan sesli blog yazıları fikri, görme engellilerin de blog dünyasının bir parçası olmasını amaçlıyor… ‘Tüm engelleri aşan bir tam olmalıydık’ ortak fikrinde birleşen bloggerlar; Buraneros, Uzağa Giden Kadın, Bugünü Yaşama Arzusu, Kırmızı Günlük ve Evrenin Dünyası; fikre logo desteğini esirgemeyen Pinonun Yeri, teknik destek konusunda araştırmacı Erkan Bal ve fikri duyar duymaz sahiplenip, sitelerinde duyuran Kara Kalem, Ateş Böceği, Persona Non Grata, tutsak, delfina, Hayat İzlerim ve Gereksiz Yazar'la giderek çoğalıyor olmanın heyecanı ile bugün sizlere de soruyoruz: Sizce de harika değil mi? Ben fikri sevdim diyorsanız… Fikir sahibinin izni var kulaktan kulağa yayılması konusunda... Kendi sesinizden ya da sevdiklerinizin sesinden yazılarınızı bloglarınıza ekledikten sonra ‘konuşan kelimeler’ etiketi ile etiketlemeniz, yarınlarda oluşabilecek bir ortak blog platformunda buluşmamızı kolaylaştıracaktır diye düşlüyoruz….
Peki benim blogumda sesli kayıt olduğu nereden bilinecek diyorsanız, logoyu kullanmaya ne dersiniz? Kararsız kaldım ne olur ki bunun sonu diyenlere, beyaz yavru tavşanın niyet kâğıdını okumaları tavsiye edilir...
Konuşan Kelimeler İşiten Yürekler
Kulaktan kulağa oyununun gönüllü bir oyuncusuyum ben Benim yüreğimden gelen senin yüreğinden duyulduğu gün Gönülün gördüğünde buluşup Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırında paylaşıyor olacağız hayatı…
Konuşan kelimelerin işiten yüreklerini çoğaltmak için Biraz daha beklemek mi yoksa bugün hemen seslenmek mi?
________________________________________________

KUTSAL RÜZGAR / AYŞEGÜL YEŞİLNİL

>> 04 Haziran 2009 Perşembe

Canım kardeşim Ayşegül Yeşilnil'in bu güzel yazısını siz SEVGİLİ DOSTLARla da paylaşmadan yapamadım.

Kimse kimsenin olmasın..
Yaşam yolculuğumuzu yalnız sürdürürüz... Sonra, birileri gelir, sendeki seni ister...
Benim ol der... Hayatını bana ver. Sevgini, her şeyini...
Gözlerin sadece bana baksın, dudakların bana gülsün, ellerin beni okşasın, benim yolumda yürü.. Benim ol, sadece benim...
Sahibin ben olayım.
Oysaki sevmek, gerçekten sevebilmek, onun sahibiymiş gibi hissetmek ve hissettirmek değildir. Özgürlüğünü sonuna kadar yaşayabilmesini hissettirebilmek gerçek sevgidir. Kimse kimsenin değildir ve olmamalıdır.

Bir insanı kıskanmak ona güvenmemek her şeyden önce kendine güvensizliğin dışavurumudur.


Kendisine, içindeki gerçek öz benliğine saygı duyan birey, bu hastalıklı duyguyu içinde barındırmaz.

Asıl sahip olmamız gereken kendi özgürlüğümüz ve kişiliğimizdir. Özgürlüğümüze koşulsuz bir şekilde sahip isek, işte "o zaman" da eller, gözler ve kalpler beraber olabilmeyi seçiyorsa, gerçek sevgi doğru yere ulaşmış demektir. Sevgi ve ilgi zorla istenmez, istenirse zaten o sevgi olmaz. Kendiliğinden gelişir ve çoğalırsa adına sevgi diyebiliriz ancak ilgi yoksa bunu zorla talep etmek zavallılıktır. İkili ilişkilerdeki en büyük tuzaklardan birisi de budur.

Bana ilgini ver, sevgini ver, benim ol, hep benim; bana ait ol, hayatın benim; benim çizdiğim yolda yürü, sen bana aitsin.

"Kimse kimsenin değildir."

Aslında hepimiz yalnızız ve kendimizden bir tane daha yok. Hayata yalnız geliriz, maddi ve manevi olarak birçok şey ediniriz. Eğitiliriz,öğreniriz, paylaşırız, başarırız, kaybederiz, zevk alır, ya da acı çekeriz, çoğalırız, sever ve seviliriz; sonunda yaşamdan yine yalnız gideriz.

Kimse kimseye ait değildir.

Bu hissi yaşatmaya çalışan insanlar bizi seviyor olamaz. Sadece kendilerine ve egolarına aşık insanlardır onlar.

Halil Cibran, tek bir cümlede her şeyi özetler: "Hep yan yana olun ama birbirinize fazla sokulmayın çünkü tapınağı taşıyan sütunlar da birbirinden ayrıdır."

Kafes bir kelebeğin yeri değildir.

Kendi tutsaklığını sadece kendisi yaratan canlı türü, ne yazık ki insanoğlundan başkası değil. Tutsaklığı yok edecek olan da yine kendisidir. Bu ise cesaret ve değişimin gücüne, öncelikle kendisinin inanması ve uygulamasıyla gerçekleşebilir. Kuyruğunu ısıran bir yılana dönüşmesini kişi sadece kendi yaratır. Canını acıttıkça kuyruğunu ısırır, ısırdıkça daha da acıtır. Kendisine güvenemeyen ve kendisine acıyan birey yaşamı boyunca bunu tekrarlar ve sonunda kendisine saygısını yitirip acınacak duruma gelir. Kendisine saygısını yitiren bireye, başkalarının saygı duyması imkansızdır. Cesaretsizlik ve kararsızlık onu geri bırakır. Birey, tüm bu debelenme sırasında aslında kaybettiği en önemli şeyin "hayatı" olduğunu bilmez ve giden hayatın geri alınamayacağını... Bireyi milyonlarca insandan ayıran ise, sorunun değil çözümün bir parçası olabilme özelliğidir.

Özellikle ikili ilişkilerde insanlar, her anlamda kendi gibi olan insanları isterler; sonsuz uyumun burada saklı olduğunu düşünerek... Bu da bir narsizm biçimidir. Oysa yaşamı canlandıran sürprizler farklılıklarda gizlidir. Farklılıklar, ilişkileri besler ve asıl uyum farklılıktadır. Uyum zaten beraberinde gücü ve nitelikli olmayı getirir. Farklılığın beslediği böylesi bir uyum ise kendiliğinden var olur. Duygular zorlamasız ve yaptırımsız birleştiğinde güzellik var olur.

Tıpkı, tek bedende yaşayan biri yeryüzü diğeri de gökyüzüne ait iki hayvanın efsanesindeki mucizevi güzellik gibi. Onlar birbirlerine "sahip" değillerdir çünkü onlar zaten "tek"tir. Bu ayrıcalığı yaşayabilme şansına sahip olanlar ise, hayatın verebileceği en büyük ve anlamlı ödülü kazanmıştır.

Özgür ve güçlü bedenine kavuştuğunuz aslanın güçlü kanatları olabiliyorsanız, ya da kavuştuğunuz kartalın, özgür ve güçlü kanatları ile yükselmeye hazır güçlü bir aslansanız; işte o zaman, hem yeryüzünün hem de gökyüzünün tarifsiz ve sınırsız güzelliği size armağan edilmiş demektir.

İşte o zaman yaşam yolculuğunun doğru yönü için, kanatlarınızın ihtiyacı olan tek şey rüzgardır.
İşte o zaman Tanrı, Kutsal Rüzgarını vermeye zaten hazırdır.


AYŞEGÜL YEŞİLNİL
Wikipedia Encyclopedia : AYŞEGÜL YEŞİLNİL

Read more...

SESİMİZİ DUYURALIM

>> 28 Mayıs 2009 Perşembe


Sevgili >Buenaros un başlatıp Evren in bana ulaştırdığı, Beenmaya nın engelleri kaldıralım diyerek desteklediği, SESİMİZİ DUYURALIM diye naçizane bir slogan öneren Tutsak olarak ben, hem görmeyen dostlarımızla yazdıklarımızı paylaşmak, hem de dostlarımıza sesimizi duyurmak adına güzel bir eylem olduğunu düşündüğüm bu harekete sonuna kadar destek veriyorum .

Çok sevdiğim gözleri görmeyen bir arkadaşımla birlikte yıllarım geçti. Üniversite hayatım boyunca o arkadaşımın gören gözleri olmaya çalıştım diyebilirim, ama çoğu zaman ben onun değil o benim gören gözlerim oldu. Hatta bu konuyla ilgili hoş bir anımız da var. O dönemlerde Güzel Sanatlar Fakültesi Alsancak stadının yanındaki eski Mimarlık fakültesi binasında idi. Ve tüm bölümler (sinema-TV, Tiyatro, Tekstil tasarımı, Müzik) bir aradaydı ve pek çok ortak ders alıyorduk. Sinema-TV bölümünde okuyan Buket isminde bir arkadaşımız vardı ve onunda Eğitim fakültesinde okuyan Demet isminde bir ikizi. Hiçbirimiz hangisinin Buket, hangisinin Demet olduğunu bir türlü kestiremezdik ama Mustafa bir kez olsun Demet'e Buket, Buket'e de Demet demedi. Biz gören gözlerimize rağmen ayırdedemezken o görmediği halde bir kez olsun yanılmadı. Bu olay beni hep düşündürmüştür ''hangimiz körüz acaba'' diye.

Bu arada bazı teknik kolaylıklar var kayıt için onları da sizlerle paylaşmak isterim. Çünkü windows un kayıt programı çok kısıtlı. Bu konu ile ilgili aşagıdaki linkleri izlerseniz çok faydası olacağını düşünüyorum.
Ayrıca daha uzun kayıtlar yapabilmek için kendinize bir buradan Wave Editör indirebilirsiniz

Read more...

SAAT KUŞUNUN AŞKI

>> 22 Mayıs 2009 Cuma

video

Read more...
Add to Technorati Favorites Personal Blogs - Blog Catalog Blog Directory

About This Blog

FEEDJIT Live Traffic Feed

National Geographic POD

  © Blogger templates Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP