GÜNÜN müziği

Loading...

15 Nisan 2009 Çarşamba

SİVRİSİNEK SAZ


Zamanın birinde 30 öğrencisi olan bir öğretmen varmış. Öğrencilerine günler boyu yaşamı anlatmış evrenin kurallarından bahsetmiş. Sonunda bir gün yola çıkma, değişik yerleri görme, öğrendiklerini uygulama zamanı gelmiş. '' Arkadaşlar yarın yola çıkıyoruz ancak bir sorun var. Sanırım gittiğimiz yerde beni öldürmek isteyecek birileri olacak. Bunu gördüğünüzde ve ben ellerimi havaya kaldırırsam sizlerden istediğim birşey var. Orataya çıkın ve hocamı bırakın beni asın demenizi'' istiyorum. Öğrencilerden pek çoğu aldıkları bütün öğretiye rağmen hocalarını yargılamışlar ve ''kimbilir ne suç işleyeceksin ki şimdiden bunun cezasını bizim üzerimize yüklemeye çalışıyorsun'' diyerek öğretmenlerini terk edip gitmişler.
Sadece bir öğrenci onunla kalmış ve birlikte yola çıkmışlar. Epey zaman sonra bir şehre gelmişler ama ortalıkta garip bir durum varmış. Şehri eline geçiren zalim bir hükümdar önüne kim gelirse yakalatıp hapse attırıyor, bazılarını da ibret olsun, kendisine karşı çıkmaya cesaretleri kalmasın diye şehrin ortasında astırıyormuş.
Hükümdarın adamları bizim öğretmenle öğrenciyide ortalıkta avare dolaşırken alıp hükümdarın huzuruna götürmüşler . Hükümdar anında öğretmen için kararı vermiş ''asın bunu'' demiş. Tam bu sırada öğretmen ellerini havaya kaldırmış ve öğrencisi ortaya atılarak ''hocamı bırakın onun yerine beni asın ''demiş. Aynı anda öğretmen ''hayır'' demiş; ''asıl suçlu benim onu değil beni asın'' ve ellerini kaldırmış ve gene öğrenci kendisine daha önce öğretildiği gibi ortaya atılıp aynı şeyleri söylemiş. Bu olay bir kaç kez daha böyle tekrarlanırken hükümdar meraklanmaya başlamış ve vezirlerine sormuş ''bunlar neden ölmek için birbirleri ile yarışıyorlar''. Vezirler bir cevap verememişler ve padişah emir vermiş getirin onları yanıma diye ve öğretmene sormuş ''herkes ölümden kaçar oysa siz birbirinizle ölmek için yarışıyorsunuz bunun sırrı nedir'' diye.
Öğretmen herkesin duyacağı yüksek sesle anlatmaya başlamış ''bir zamanlar, bu şehirde ve şu içinde olduğumuz zamanda ilk ölecek kişinin ölümsüzlüğe kavuşacak kişi olduğuna dair bir kehanet vardı ve biz ikimiz o yüzen buralara geldik ve ikimizde ölümsüzlüğü yakalamak istediğimizden böyle davrandık'' der. hükümdar ve bütün vezirleri bunu duyar duymaz kendilerini öldürürler ve şehir zalim hükümdarın zulmünden kurtulur.
SEVGİLİ HÜSEYİN SOYKÖK'ün Öyküye yazdığı sonuç bölümünü de sizlerle paylaşmak isterim.

Öğretmen alanda ki herkesin duyabileceği yükseklikte bir ses tonu ile
- Ben yıllarımı ölüm ve yaşam bilimi üzerine çalışmakla sarf ettim, bu yanımda ki şahısta benim en başarılı öğrencim, sırdaşım ve yoldaşımdır. Araştırmalarımız neticesinde bu mekanın diriliş için çok özel bir yer olduğunu keşfettik, ve hesaplarımız göstermektedir ki şu anda şimdi burada ölecek olan ilk kişi ölümsüz olmak üzere ruhen ve bedenen tekrar dirilecektir. der..
ve gözlerini hükümdarın gözlerine diker. Yanlızca ruhların anlayacağı bir dil ile hükümdarın bilinç altıyla sessizce iletişim kurar:
"-Biliyorum ki sen açgözlülüğü hastalık derecesine varmış; hastalıklı bir ruhsun. Tüm çaban zavallılığını perdelemek için zulüm yapmak ve ölümsüzlüğünü ispat için başkalarını öldürmek yolunda. Fakat, böylesi yöntemlerin sonuç vermeyeceğini ikimizde biliyoruz. İşte sana aradığın fırsat, ÖLÜMSÜZLÜK YA ŞİMDİ YADA ASLA.!" dedikten sonra bilge yavaşça gözlerini yumdu ve başını öne eğdi.
Hükümdar ve çevresindeki ileri gelenler anlayamadıkları bir arzunun itkisi altında telaşla hareketlendiler. Birden elleri bellerinde hançerlere gitmeye başladı.Diğerlerinin hançerine davrandığını gören ötekiler kendini öldürmek ve böylece ölümsüzleşmek için öylesine inanılmaz bir hızla hareket ettiler ki göz açıp kapayana kadar bir süre içinde hükümdar ve vezirlerinin cansız bedenleri kanlar içinde yerde yatıyordu bile.
..
Bilge gözlerini tekrar açtığında bu haris ruhların kendi bedenlerinin kanında yüzer olduğunu gördü. ve öğrencisine dönerek.
Açgözlülük öyle bir hastalıktır ki bir mertebeden sonra tek tedavisi ancak ve ancak ölümdür..dedi.
Koşarak meydanı dolduran halk bilgeye ve öğrencisine kendilerini bu zorbalardan kurtardığı için minnetlerini sundular ve onlara önce yüreklerini sonra evlerini açtılar.

Teşekkürler.

21 yorum:

GULTEINEN ENKELINI dedi ki...

Oyku cok guzel sevgili tutsak, bir de davul zurnayi tekrar denesen?

guguk kuşu dedi ki...

işte zalimler aynı zamanda böyle aptal olurlar. zalimleri korkaklıklarından, korkaklıkları cahilliklerinden gelmektedir çünkü.

Belgin dedi ki...

Allahim, korkaklardan, cahillerden, zalimlerden ve aptallarin serriden korusun bizleri. Bunlardan sadece birisi yetiyor dünyayi berbat etmeye, ama hepsi bir insanda toplanirsa, vay halimize....
Ellerine saglik Tutsak`cim:)
Sevgilerimle

yağmur kaçağı dedi ki...

Doğru kişiye bağlanmak ve neden diye sorgulamadan güvenmek... Ölümsüzlüğün sırrı burda mı yoksa..

tutsak dedi ki...

Sevgili
GULTEINEN ENKELINIDavul zurnayı develere bıraktım
guguk kuşuÇok haklısın öyle olmasa kuyularını kazmazlardı
BelginAdalet herzaman yerini bulacaktır o ya da bu şekilde

Aşk ta sevgili
yağmur kaçağıölümsüzlüğün sırrı aşk ta bence

yağmur kaçağı dedi ki...

Aşk.. Yani kendini Onda yok etmek.. Sonsuzu bulmak..

sufi dedi ki...

Yağmur kaçağının yorumuna ben de katılıyorum.Uğrunda ölümü göze aldığın şey her neyse ve kimse, seni ölümsüzlüğe götürüyor.Bir kez ölen bir daha ölmüyor.Pir sultan asılırken ona en zor gelen şey taş atanlar değil en sevdiği talibinin gül atması olduğunu söylerler ya, işte onun gibi bir şey.

Maryjade dedi ki...

AŞK için ölmeli AŞK o zaman AŞK...

Hüseyin Soykök dedi ki...

Öykü güzel başlamış ve güzel geliştirilmiş ancak, sonu öylesine kesin ve hızlı bir şekilde bağlanmış ki sanki elektrik kesintisi gibi olmuş..
Öykücü sanki işi çıkmış ve artık gitme zamanı geldi der gibi...

Oysa daha güzel ve yumuşak bir bitirişle çok daha güzel olurdu.

Paylaşım için teşekkürler..
kolay gelsin.
:)

beenmaya dedi ki...

çok güzel bir öyküydü yine öyle çok kapılar açıyor ki önümüze sağolasın...

KUBİLAY KIZILDENİZLİ dedi ki...

Sevgili Tutsak,
Eline sağlık kardeşim.Tüm zalimlerin yeryüzünden silineceği günlerin özlemiyle seni kutlarım.

tutsak dedi ki...

Sevgili
yağmur kaçağı Aynen dediğin gibi
Tontini senin deyiminle
alınmış abdestin aldıramazlar
kılınmış namazın kıldıramazlar
öldüysen bi kez öldüremezler
Maryjade Aşk ancak öyle Aşk oluyor değil mi?
Hüseyin Soykök Dilediğiniz gibi bir geçişi sizden bekliyorum o zaman.
beenmaya Hepbirlikte öğreniyoruz
KUBİLAY KIZILDENİZLİ Dileğine yürekten katılıyorum ve sevginin eninde sonunda galip geleceğine inancım sonsuz.
SEVGİLERİMLE

Nilambara dedi ki...

Sevgili Tutsak, bu anlamlı öyküye iki ayrı yorum yapsam olur mu :)

Uygulanmayan bilginin hiç bir faydası yok, ölü bilgidir... o öğrenciler zamanlarına yazık etmişler, harcamışlar... biri hariç...
Zalimin yolunu ancak aklın yolu düzeltebiliyor...

ve bir de davul zurna var dilimin ucunda, cehaletin diktatörlüğüne... tutuyorum... sizin blogunuzu mimletmek istemem...

sevgiler,

tutsak dedi ki...

Sevgiili NilambaraHer iki yorumunuzda kabulümüzdür.
Sevgiler

Hüseyin Soykök dedi ki...

UMARIM OLMUŞTUR..

..................

Öğretmen alanda ki herkesin duyabileceği yükseklikte bir ses tonu ile
- Ben yıllarımı ölüm ve yaşam bilimi üzerine çalışmakla sarf ettim, bu yanımda ki şahısta benim en başarılı öğrencim, sırdaşım ve yoldaşımdır. Araştırmalarımız neticesinde bu mekanın diriliş için çok özel bir yer olduğunu keşfettik, ve hesaplarımız göstermektedir ki şu anda şimdi burada ölecek olan ilk kişi ölümsüz olmak üzere ruhen ve bedenen tekrar dirilecektir. der..
ve gözlerini hükümdarın gözlerine diker. Yanlızca ruhların anlayacağı bir dil ile hükümdarın bilinç altıyla sessizce iletişim kurar:
"-Biliyorum ki sen açgözlülüğü hastalık derecesine varmış; hastalıklı bir ruhsun. Tüm çaban zavallılığını perdelemek için zulüm yapmak ve ölümsüzlüğünü ispat için başkalarını öldürmek yolunda. Fakat, böylesi yöntemlerin sonuç vermeyeceğini ikimizde biliyoruz. İşte sana aradığın fırsat, ÖLÜMSÜZLÜK YA ŞİMDİ YADA ASLA.!" dedikten sonra bilge yavaşça gözlerini yumdu ve başını öne eğdi.
Hükümdar ve çevresindeki ileri gelenler anlayamadıkları bir arzunun itkisi altında telaşla hareketlendiler. Birden elleri bellerinde hançerlere gitmeye başladı.Diğerlerinin hançerine davrandığını gören ötekiler kendini öldürmek ve böylece ölümsüzleşmek için öylesine inanılmaz bir hızla hareket ettiler ki göz açıp kapayana kadar bir süre içinde hükümdar ve vezirlerinin cansız bedenleri kanlar içinde yerde yatıyordu bile.
..
Bilge gözlerini tekrar açtığında bu haris ruhların kendi bedenlerinin kanında yüzer olduğunu gördü. ve öğrencisine dönerek.
Açgözlülük öyle bir hastalıktır ki bir mertebeden sonra tek tedavisi ancak ve ancak ölümdür..dedi.
Koşarak meydanı dolduran halk bilgeye ve öğrencisine kendilerini bu zorbalardan kurtardığı için minnetlerini sundular ve onlara önce yüreklerini sonra evlerini açtılar.

SON

tutsak dedi ki...

Sevgili Hüseyin SoykökÇok teşekkürler yazıya edebi bir değer katmak adına uğraşın ve emeğin için. Çok seneler önce okuduğum bir öyküydü ve aklımda kaldığı kadarıyla yazıp dostlarla paylaşmaktı ve belki de yapım gereği herşeyi öz ve kısaca anlatmayı sevdiğimden edebi açıdan ayrıntılara fazla önem vermiyorum sanırım.
Sevgiler.

moonlight_esin dedi ki...

Ders çıkarılacak tarzda bir öyküydü teşekkür ederim.

Ava giden avlanır hesabı olmuş :)

Emeğinize sağlık;
Sevgilerimle....

Hüseyin Soykök dedi ki...

Sevgili tutsak'a çabalarımı kayda değer bulduğu için teşekkür ederim.

düş dedi ki...

Tanri kili kirk yararak, titizlikle calisan bir saat ustasidir. O kadar dakiktir ki; sayesinde hersey tam zamaninda olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye gec. Her insan icin bir asik olma zamani vardir, bir de olmek zamani derk Sems ASK kitabinda..

tutsak dedi ki...

Sevgili EsinYaşamda görebilsek herşey bir ders ama ancak bir kısmını bazen görebiliyoruz Allah gönül gözümüzü açsın inşaallah
Hüseyin SoykökBen teşekkür ederim emeğin ve çabaların için.
DüşNeylerse güzel eyler...
Sevgilerimle

şahika dedi ki...

Teşekkür ederim benimle de paylaştığınız için. :)
Çok güzeldi..