3 Nisan 2009 Cuma

ZÜLKARNEY'İN KAF DAĞI ZİYARETİ


Zülkarneyn, Kaf dağına gitti... o dağın saf zümrütten olduğunu gördü. Bütün alemi halka gibi çepeçevre çevirmişti... Zülkarneyn, o dağı görüp şaşırdı.Dedi ki: Sen dağsan öbür dağlar ne? Onlar senin yanında bir oyuncak adeta! Kaf dağı dedi ki: O dağlar, benim damarlarımdır... onlar, güzellikte, alımda bana eş olmazlar. Benim her şehirde gizli bir damarım vardır... alemin çevresi damarlarıma bağlıdır. Tanrı, bir şehirde yer deprentisi yapmak isterse bana söyler, ben oraya varan damarı oynatırım. O şehre ulaşan damarı kahırla oynattım mı orada yer deprenir. Tanrı yeter deyince damarım yatışır... durur görünürüm ama daima işteyim ben! Merhem gibi dururum ama hayli iş görürüm... akıl gibi hani; o da durur ama söz, ondan doğar, harekete gelir. Fakat bunu aklı kavramaya göre yer deprentisi yerdeki buharlardan olur.

Bir karıncacık,kağıt üstünde kalemi gördü; bu sırrı bir başka karıncaya söyledi. Dedi ki: O kalem, kağıdı fesleğen, süsen ve gül bahçesi haline getirdi... acayip şekiller yaptı.O karınca, o sanatı yapan parmaklardır... şu kalem, yaptığı işte parmaklara tabidir, parmakların fer-i ve eseridir dedi.
Üçüncü karınca dedi ki: Hayır... onları yapan koldur. Arık parmaklar, onun kuvvetiyle o nakışları çizdi. Böylece her biri bahiste ileriye doğru gitti. Nihayet birazcık anlayışı olan ve karıncaların ulusu bulunan bir karınca, dedi ki: Bu hüneri, suret yapıyor sanmayın, öyle görmeyin! Suret, uykuda ve ölümde bundan bihaberdir. Suret elbise ve sopa gibidir... bu nakışları, akıldan, candan başka bir şey yapamaz!
Halbuki o da, akılla canın, Tanrının döndürüp hareket ettirmesi olmazsa cansız bir şeyden ibaret olduğunu bilmiyordu. Tanrı, akıldan bir an inayeti kesti mi zeka sahibi olan akıl, aptallıklar yapar.

Zülkarneyn, Kafdağı’nın konuştuğunu, söz incilerini deldiğini görünce, dedi ki: Ey sırları bilen ve her şeyden haberi olan, söz söyleyen dağ, bana Tanrı sanatlarından bahset.

Kaf dağı dedi ki: Yürü... Tanrı sanatları söylenebilmekten söze gelmekten çok üstündür. Yahut kalemin ne haddi var ki sayfalara o sanatların nişanesini yazabilsin!

Zülkarneyn, ona ait küçük bir hikaye olsun söyle... Tanrının şaşılacak kudretlerinden bahset ey iyi huylu alim dedi.

Kaf dağı dedi ki: “İşte sana üç yüz yıllık yol olan şu ova. Padişah, onu kar dağlarıyla doldurmuştur. Dağ, dağın üstüne sayısız olarak yığılmıştır... daha da her zaman oraya kar yağıp durmada! Bir kar dağının üstüne başka bir kar dağı yığılıp durmada... karın soğukluğu, ta yerin dibine kadar işlemede! An be an o uçsuz bucaksız, o büyük ambardan kardan meydana gelen bir dağ üstüne kardan bir dağ daha yığılmada! Padişahım böyle bir ova olmasaydı cehennemin harareti beni mahvederdi!”

Gafilleri kar dağları bil! Tanrı, akılların perdeleri yanmasın diye onları böyle soğuk yaratmıştır. Karlar yağdıran bilgisizliğin aksi olmasaydı o Kafdağı, iştiyak ateşiyle yanar erirdi. Zaten ateş de Tanrı kahrından bir zerredir... aşağılık kişileri korkutmak için adeta bir kamçıdır. Fakat bu kadar büyük ve üstün olan kahrı ile beraber yine de bak... lütfunun soğukluğu ondan ileri! Keyfiyetsiz ve manevi bir ileri oluştur bu... geri kalanı da, ileri gideni de ikiliksiz olarak gör. Göremezsen bu aşağılık anlayışındandır... zaten halkın akılları, o madenden bir arpadır ancak!

O takdirde din alametlerini ayıplama, ayıbı kendinde bul! Topraktan yaratılan kuş, nasıl olur da gök yüzünü aşar geçer? Koşup dönüp dolaşacağı en yüce yer havadır... çünkü onun meydana gelişi, şehvetten, heva ve hevestendir. Şu halde sen evet, hayır demeksizin hayran ol da Tanrı rahmetinden önüne bir binek gelsin!

Bu şaşılacak şeyleri anlamada acizsen evet demen tekellüme sapmandır. Evet demez de hayır dersen o sözde boynunu vurur... o hayır sözü yüzünden Tanrının kahrı, senin pencereni kapatır. Şu hemen öylece hayran ol yalnız! Hayran ol ki önden arttan Tanrı yardımı gelsin. Hayran olur şaşırır kalır, varlığından geçersen hal dili ile “Yarabbi bizi doğru yola götür” dersin!
Bu iş pek büyüktür, pek büyük... fakat titremeye başladın mı o büyük şey, sana yumuşar, dümdüz olur. Çünkü bu büyüklük, münkire göredir... aciz oldun mu lütuftur, ihsandır o.

Alıntı=Mesnevi'den

7 yorum:

düş dedi ki...

her olayda, olsun varsın, bunda da bir hayır vardır Tanrinin evladina diyebilmek nasip olsun..
sevgimlee..

funda dedi ki...

ne dersler çıkarılacak bir yazı çok güzel...
yalnız yazınızın yazı karakterinden çok göz alıyor bir de okunmuyor :(

sufi dedi ki...

Kuran'da geçen 24 peygamberin dışında Büyük İskenderin de peygamber olacağını ancak ab-ı hayat içmediği için bunu kazanamadığını duymuştum.Yunusun deyişlerinden anladım ki; Zülkarneyn'in=sikender=çift boynuz=doğuyla batıyı birleştiren büyük güç olduğunu.
Hatırlarsan bir zamanlar uzun uzun konuşmuştuk bu konuda bir insan 33 yaşına kadar bunca ülkeyi nasıl zapteder sevgiyle diye.Binlerce makedonu İrana götürüp ve binlerce doğuluyu batıya götürüp evlendirmesi dünya barışı için ilk evrensel düşünce olduğunu konuşmuştuk.33 yıllık ömründe at üstünde bunca ülkeyi fethinin imkansızlığını düşünen ben hep altında başka gizler aramış acaba birkaç tane zülkarneyn aynı anda yaşamış olmasın diye düşünmüştüm.Ay yüzlümüz de "onun da peygamberliği haketmiş biri olduğunu "söylemesi içimi rahatlatmıştı.Sonra da Hawking'in kitaplarında bilimsel açıklamalar bulmuştuk hatırlarsan.Böyle bir zatın Kaf dağına ziyareti de, onunla muhabbeti de olası görünüyor böylece.Sevgilerimle.Tontini

Belgin dedi ki...

Tekrar, tekrar okunup, üzerinde uzun uzun düsünülmesi ve ders alinmasi, gereken bir yazi. Paylasimin icin cok tesekkür ederim Tutsak`cim.
Sevgilerimle

tutsak dedi ki...

Sevgili
düş
Dün gece sizin yazınızı okudum ve içimden mısralar dökülüp yorum oldu kendiliğinden bu sabah kalktığımda zaman zaman yaptığım gibi mesneviden herhangi bir yeri açıp okumaya başladığımda farkettim ki konu hala devam ediyor bütün bunlar sanırım sevgilinin çağrı sı nerelere gittin geri dön diye :)
funda
Sevgili düş e de yazdığım gibi öncelikle kendime geliyor sanırım uyarılar sizlere de birşeyler söylüyorsa ne mutlu aracı edene .
(sanırım sizin bloğunuzda siyah zemin üzerine açık renge alıştığınız için sizin gözünüzü alıyor olabilir, neden se o da beni çok yoruyor ama biraz daha büyük punto kullanabilirim sanırım daha rahat okunması için )
tontini
Canım ablacığım aslında asıl hikmet anlatılanda sanırım Kehf suresinde zulkarneynle ilgili bir ayette benim çok dikkatimi çekmişti hatırlarsan
86. Nihayet, Güneş'in battığı yere varınca onu kara balçıklı bir gözede batar buldu.
çok yakın bir zamana kadar(en fazla 10-15 yıl öncesine kadar) uzayın boşluk olduğu sanılırdı ama
öyle olmadığı tesbit edildi ve kur'an bu ayetle 1400 sene öncesinde bunu zaten bildiriyor bizlere. Sanırım zülkarneynin kim olduğu o adar da önemli değil O da bütünün bir parçası sonuçta
Sevgilerimle

düş dedi ki...

Aslinda sevgili Tutsak, gidilen gelinen bir yer yok,yasadigimiz hallerin hepsi insanlik halleri, kendini dovmeden, suclamadan, sikayetlenmeden; tamam onumde simdi bu var diyebildigimizde, çünkü gelecegi hiç bilmiyoruz ne olacak, sadece su anda,şimdi oldugumuz hali kabul etmek var, cunku olan halde O'ndan geliyor neden geliyor, kendimizi bilelim diye, boyle soyledi içim, yazdim..
sevgimle..:)

tutsak dedi ki...

Evet sevgili Belgin
Bilmek ve yaşamak gerek sanırım sadece bilmek yeterli olmuyor sanırım. Teşekkürler
Sevgiler